Anime Klişeleri İnceleniyor 2
Animeye ilk başladığımızda orjinal fikirler sanıp bayıldığımız temaların daha sonra bir çok animede tekrarlandığını gördüğümüzde moralimizi yitirmeyip anime klişelerini inceledik ve pek çok anlam çıkardık…
Anime Klişelerini incelemeye kaldığımız yerden devam ediyoruz, bu serinin ilkini yine anime kategorisi altında özel masa kısmından, ve ya klişe etiketine tıklayarak ulaşabilirsiniz…
Erkeğin Sevgisini Kazanmak için Kızlar Güzel Yemek Yapmalıdır:
Bunu da çok sık görürüz. Direk olarak Japon folklorundan, toplumun kadınlar için biçtiği rolden kaynaklanıyor. Toplum kadınlardan iyi yemek pişirebilmelerini ve güzel çay demlemeyi bilmesini bekliyor. Bu sadece gırtlak tatmininden kaynaklanmıyor elbette. Yemekler ve özellikle çay Japonlar için kültürlerinin sürekliliğinin bir simgesi. Bir anlamda özlerine olan bağlılıkları. Çay demleme sanatı ve yemek pişirme yeteneği kuşaklardan kuşaklara annelerden kızlarına geçiyor.
Eğer bir Anime veya Manga da iyi yemek pişiremeyen, çay demlemeyi bilmeyen bir kız görürseniz dikkat edin çok büyük ihtimal ile annesi de yoktur. (bkz. Kenshin) Bu yüzden de Japon kültürünün simgesi olan ve toplumun kadınlardan beklediği pek çok yetenekten de mahrum kalmıştır. Biz ne olacak canım yemek de pişirmeyi versin derken aslında bu temanın altında yatan mesaj yetim kalmanın zorlukları, bu durumun toplumla birey arasında oluşturduğu bariyer ve elbette çocukluğun erken terk edilip sorumlulukların genç yaşta omuzlara alınması anlamına geliyor. Elbette sırf beceriksizliği vurgulamak adına da bu temanın işlendiği olmuştur ama altında yatan gerçek anlam bu.
Erkeklerin gönlünü almak için güzel yemek yapmak her ne kadar zavallı kız imajı yaratsa da bu temayı üstün körü geçmemekte fayda var.
Hot Spring (Onsen) ve Plaj Fenomeni:
İlk bakışta animatörlerin Bishonen ve Bishojo’ların yarı çıplak vücudlarını göstermek amacıyla sık sık başvurdukları bir kumpass olduğu izlenimini verir. Derinlemesine incelendiğinde de tek amacının bu olduğu görülür.
Bu temaların işlendiği bölümler genelde komedi üzerine kurulu geçer. Müstehcen yanlış anlamalar, zor durumda kalmalar, aa sen çok güzelmişsin bunca zamandır elbiseden anlamamıştım havaları vs.
Plaja gittiklerinde mutlaka yanlarında karpuz da götürürler. Ellerine bir sopa alıp gözleri bağlı karpuzu patlatmaya çalışıp eğlenirler. Tabi bu sırada bir sürü irili ufaklı kaza da meydana gelir. Kısacası durum komedisidir. Bir an için Japonlarda kendimizi buluruz.
Bir de Ryokan’da konaklama fenomeni vardır. Seyrederken ne var bunda bu kadar abartacak, ne kadar da çok rahatlıyorlar ne kadar çok seviniyorlar sıcak su alt tarafı diyorsanız, aşağıdaki siteden bakın bakalım fiyatları nasılmış… Buradan bu konu hakkında pek çok bilgi de edinebilirsiniz. Aslında başlı başına site için bir inceleme olur bu konu. Japonya’ya bir gün gittiğimde bunlardan güzel bir tanesine de gitmek isterseniz yol parasının yarısı kadar da bunlara para ayırmanız gerektiğini belirtmek isterim. (Ryokan bu Onsenlerin üzerine yapılan Japon tipi hanlara verilen ad. Bunlar Meiji zamanında ve az öncesinde şehirler arası seyahatler artmaya başlayınca kurulan hanlar.) Bu link’den daha fazla bilgi alabilirsiniz.
[url]http://www.japan-guide.com/e/e2292.html[/url]
Bu Ryokan’lara gidildiği zaman kızlar ile erkekler çıplak yüzme ve rahatlama tecrübesini yaşamak için ayrılıp farklı yerlerde yüzerler. Daha fazla yazmama gerek yoktur herhalde, genel olarak bölümün tamamı Finding Nemo’daki son sahneleri aratmayan planlamalarla bir kezcik olsun kızlara çıplakken bakabilme şansını elde etmek üstüne geçer.
Burada belirtmeden geçmek istemediğim bir şey var. Kütüphanede gürültü patırtı koparmak nasıl kendi içinde hem komedi hem rezil olma öğelerini içeriyorsa Onsen’lerde de durum aynıdır. Bu kaplıcalar ölüm sessizliğindedir ve tüm misafirlerden de öyle olmaları beklenir. Ancak bence çok kral yerlerdir ve bugün bile Batılı tarzı otelcilik anlayışına geçmeden minimalist düşünce yapısı ile az hizmet (Yatağını yapmayı büyük bir hizmet olarak görüyorlar…) verseler bile büyük bir dinginlik, huzur ve rahatlama sunarlar.
Aklıma pek çok başka tema daha geliyor elbette. Mesela büyük dostluklar büyük düşmanlıklardan başlar, en büyük zaferi kazanabilmek için en büyük bozgunu yaşaman gerekir, en büyük güç genelde onu en istemeyen adamı bulur, bu gücü onu hiç istemeyen hak eder. (Japon toplumu öngörüsü… Bireysel güç için hırslarına yenik düşme!), kız bayılır, tutsak düşer vs ve erkek onu kurtarmak için 60-70 episode bitap düşer.
İstemem Yan Cebime Koy, Başa Gelen Çekilir, Tek Ümidimiz Sensin:
Bunların hepsinden teker teker bahsetmeye gerek var mı bilmiyorum ama genel olarak ana karakterlerin hırslı olmayan veya hırsını yenmiş insanlar olduğunu görürüz. Ichigo kalkıp budur işte Ölüm Tanrısı oldum karizmamdan geçilmez dediğini duymazsınız mesela… 14-15 yaşındaki veledi gizli silah mechaların tepesine oturttuğunda “Vaaay kaç yapıyor bu, kılıç nereden çalıştırılıyor diye naralar atıp sevindiğini görmeyiz. Kısacası hiç bir karakter kendine biçilen yeni görevin getirdiği güçlere dört elle sarılmaz.
Manga ve Animelerin hikayelerini yazan insanlar bunu elbette basma kalıp karakterler yaratmak için yapmıyorlar. Elbette farklı olan karakterler de var ancak bu Japon kültüründeki kahramanların genel geçer özelliğidir. Alçak gönüllü, hırsının gözünü köreltmesinden endişelenen ama cesur ve yeri geldiğinde gözü kapalı kendini feda edebilen insanlar. Amerikan çizgi romanlarından ayrı bir duruşu vardır Anime kahramanlarının. Bireysel başarıları da vardır ama onları kahraman yapan bireysel başarıları değildir. Mutlaka arkalarında olan, ona sürekli destek veren, hatalarını yüzüne vuran, yozlaşmasını ve doğru yoldan savrulup gitmesini engelleyen arkadaşları vardır. Kahramanlar kahramanlıklarını arkadaşları ve sevdikleri için yaparlar. Bunun yanında Spider-Man, Bat-Man, Süperman ve daha nicesi, kendi kimliğinin arkasında belki çok küçük ama tamamen kendilerinden uzak bir arkadaş grubu ile kimliklerini saklayarak yaşarlar. Japon kahramanların kimliklerinin arkadaş grubuna açık olmasının nedeni onların topluma karşı olan sorumluluklarının bilincinde olmasından kaynaklanır. Kişisel hedeflerin, intikamın veya hırsın yoluna düşmemek için öncelikle yeni elde ettiğiniz gücü hazmetkek, bu güce dört elle atlamamak şarttır.
Çoğu Anime veya Manga da Kötüler de Haklıdır:
İşte en ayakta alkışlanacak tipik bir Anime/Manga özelliği. Bunun en güzel örneğini ve haklılığın ne demek olduğunu Kenshin de sürekli olarak görüyoruz zaten. Ama ben burada anlatmayacağım.
Ne kadar marjinal olurlarsa olsunlar, kötülerin kötülük yapma (en basit tabiriyle, elbette tartışmaya açık) nedenleri kendi bakış açılarında mantıklıdır. Bazen bir bardak suda fırtına koparmış da deriz ama yine de kötülüklerinin haklı, mutlaka detaylı değinilen gerekçeleri vardır. Bazen her şey ortadayken yine de yanlış anlamalara düşüp bizi delirtirler, bazen de tek bir sözle gözleri damarcıklanır ve hidayete erirler. Ne olursa olsun, kötü Anime karakterleri sadece dayak atılacak antagonistler değil, aynı zamanda ying’in Yang’i savunulan tezin anti tezi, işlenen görüşün alternatif yaklaşımıdır. Kısacası altı ile üstü doldurulmuştur. İki tane ober güç eklenip kötü karakteri salmazlar karşınıza. (Çoğu zaman…)
Şimdilik aklıma gelenler bu kadar. Bunların dışında elbette pek çok klişe daha vardır. Ancak Japon toplumunun ve kültürünün en önemli dışa vurumu sürekli işlenen bu temalarda gizlidir.