Cowboy Bebop 101

Cowboy Bebop nedir, ne değildir, niye her yerde ismini duyuyorum, neden en iyi 10 anime sayılırken hep adı geçer, neden tanrım neden…. gibi sorulardan bunalan yazarınızın hazırladığı Cowboy Bebop’a giriş 101 yazısına hoş geldiniz… Öncelikle belirtmeliyim ki Cowboy Bebop aynen yönetmen Shinichiro Watanabe‘nin her bölümde yüzümüze vurduğu gibi  “kendi türünü yaratan bir çalışma” olmuş, klasik haline gelmiştir.  Normalde küstahlık diye nitelendirilebilecek bu iddia, kuru sıkı atılmamış olduğu için “evet hakikatten de öyle”  yorumları almış, gelmiş geçmiş iyi seriler sayılırken kendisine sağlam bir yer edinmiştir.
Önce serinin arka plan bilgisine bir göz atalım sonra karakterleri tanıyalım…

İsim: Cowboy Bebop
Türü: Aksiyon, Detektif, bilim-kurgu, Uzay
Bölüm Sayısı: 26 + özel bölüm 1, + Film,
Yıl: 03.04.1998 — 24.04.1999
Firma: Sunrise, Victor Entertainment
Yönetmen : Shinichi Watanabe
Orijinal Konsept: Hajime Yatate
Müzik: Yoko Kanno,
Karakter Tasarımı: Toshihiro Kawamoto

Seslendirenler: Kouichi Yamadera as Spike Spiegel

Megumi Hayashibara as Faye Valentine

Unshou Ishizuka as Jet Black

Aoi Tada as Edward Wong Hau Pepelu Tivrusky IV

Arka Plan :

2071 de bizi nasıl bir dünya bekliyor dersiniz?

Güneş sistemine gezegenler arası yolculuk sistemi kurmayı sonunda başaran insanlar ki yıl 2021’dir, sistemi kuran mühendislerin küçük(!) bir detayı atlaması sonucu tarihin gelmiş geçmiş en büyük felaketini yaşar. Sistemin Dünya yakınındaki bir geçidi Ay’ı, tabiri caizse, çatlatıp parçalara ayırır ve ne yazık ki bu parçalar Dünya’ya yağarak yaklaşık 4,7 bilyon  insanın ölümüne sebep olur. Tarih bu olayı “The Gate Incident” (Geçit Felaketi) olarak hatırlayacaktır. Geride kalanlardan parası ve imkânı olanlar Venüs, Mars gibi başka gezegenlere yerleşirken, Dünya’da kalanlar ise hala yağmaya devam eden meteorlar yüzünden yeraltına iner. Her gezegen de, asteroit de, uzay istasyonunda yaşamanın zorlukları farklı farklı olsa da her yerde geçerli olan bir şey vardır. Artan suç oranlarıyla baş etmek için hükümetin suçluları yakalamak için para ödülü vaat etmesi ve bu ödülle geçimlerini sürdüren “bounty hunter” lar (ödül avcıları).

Konu:

Önce uzay gemisi “Bebop” ın tayfasının ilginç olaylarla bir araya gelmesini, sonra da bu tayfanın güneş sitemini dolaşarak başına ödül konmuş suçluların peşine düşmesi şeklinde bir plot söz konusu. Genelde bölümler bu ödül avlarının üzerine olmakla beraber, asıl hikâye karakterler ve derin geçmişlerinin ortaya çıkması olarak nitelenebilir.

Karakterler:

Spike Spiegel: İşte ana hikâyenin “cool” kahramanı. Mars doğumlu 27 yaşında. Ana silah olarak tabanca kullansa da (Ta’as Jericho 9/41), Bruce Lee’nin geliştirdiği “Jeet Kune Do” stilinde de gayet can yakıcı olabiliyor. Ölüm kalım durumlarında bile “Amaaan olacaksa olur” mantığıyla şansına güvenen Spike, RedDragon (Kırmızı ejderha) suç örgütünün eski üyesidir. Bir zamanlar en yakın dostu serideki baş düşmanı olan Vicious ve Julia adlı gizemli bir kadın, Spike’ın bir gözüyle sürekli bakmaya devam ettiği geçmişinin bir türlü kaybolmayan hayaletleridir.

Faye Valentine: Silah kullanır, yakın dövüşü becerir, güzel de pilotluk yapar. Ama işte kumarda büyük borçlara girdiği için başı beladan hiç kurtulmaz. Giyim zevki ne kadar az o kadar iyi mantığı üzerine kurulu olduğundan serinin güzel kızı olma görevini fazlasıyla gözümüze sokar, ama bu durumdan şikâyetçi olana rastlamadım. Sert, güzel, çekici geçmişi kendisine bile sır olan kahramanımız hakkında söylenecek çok şey var ama bunu seri de onunla beraber öğrenmek daha keyifli olacak…

Jet Black: Eski ISSP dedektifi (iç güneş sistemi polisi) ve “Bebop” ın sahibi. “Black Dog” olarak da biliniyor. 36 yaşında olması onu daha çok babacan konuma sokmuş olsa da,  silahı, kasları, mekanik bilgisi, pilotluğu ve gerekirse kılık değiştirerek soruşturmasını sürdürebilmesi iyi bir “bounty hunter” olma konusundaki yeteneklerini kanıtlıyor. Ayrıca gemi de Bonzai ağaçları var ve yemekleri pişiren de Jet.

Ed: Dünya’dan 13 yaşında dahi bir bilgisayar korsanı (hacker). Her dahi gibi biraz garip olan seri boyunca bir yere yürümektense koşmayı, sürünmeyi, yuvarlanmayı, amuda kalkıp gitmeyi tercih eden yalın ayaklı kızımız konuşmalarını da anlamsız ama kafiyeli kelimelerle sürdürmeyi seviyor. Bu arada babasının ismi Türk olabileceğine işaret ediyor. İnanmayacaksınız ama “Appledelhi Siniz Hesap Lütfen” (Japonlar “afedersiniz hesap lütfen” demeye çalışıyolar…kawaiii)

Ein (the dog): Zekası yapay olarak geliştirilmiş, super zeka labaratuar kaçkını bir köpek. Telefona bakıp, internette gezebilen, araba direksiyonu bile kullanabilen köpeğimiz diğer karakterler tarafından sadece sıradan bir köpek olarak görülür.

Vicious: Adı üstünde şimdi. Acımasız, kurnaz, kana susamış, merhametsiz….

Görüntü & Ses:

Ayrıntıdaki, renklerdeki, ışıklandırmadaki her şey serinin tarzının yaratılmasında üstlerine düşen görevi fazlasıyla yapmış. Hareketli sahnelerin arka planlarında bile unutulmayan bu detaycılık çizimlerin kalitesini gösteriyor. Zaten animasyonu Studio Bones gerçekleştirmiş (RahXephon, Wolf’s Rain, Fullmetal Alchemist, Eureka Seven ) Ses konusunda da aynı başarı gösterilmiş. Özellikle Faye’in seiyuu’su Megumi Hayashibara ve Spike’ın seslendireni Kôichi Yamadera öne çıkıyor. Filminin dvd extralarında seslendirenlerin karakterler hakkındaki düşünceleri çok eğlenceli.

Müzik:

Bölümlerin “Episode” değil de “Session” lar olarak nitelendiriliyor olması boşuna değil.(Jazz sanatçılarının kısa süreli müzik yapmaları “jam session” ları olarak adlandırılır.)

Cowboy Bebop’ı, seride kullanılan müzikten bağımsız düşünmek imkansız. Yoko Kanno’nun elinden çıkmış olması bir yana, müzikler o kadar etkin kullanılmış ki sadece çalındıkları sahnenin etkisini yükseltmekle kalmayıp bazı karakterlerin direk müzikleriyle tanıtılmasında da rol alıyor (bkn Gren; ilk göründüğü sahnede çaldığı saksofonu ve melodisi bize melankolik ve biraz şövalye ruh halini anlatıyor zaten). Yoko Kano sakin blues tarzından, hareketli jazz melodilerine, tekno esintili şarkılardan, Afrika kökenli tınılara ve hatta orkestral parçalara uzanarak serinin her köşesini yakalayabilmiş. Soundtracklere harcanacak her türlü para fazlasıyla caizdir, genel sound dışında özellikle Steve Conte’nin “Call Me” ve “Rain”, Mai Yamane’nin  “The Real Folk Blues” ve”Gotta knock a little harder” gibi parçalarına ve Gabriela Robin’in “Green Bird”üne dikkat edilmesi gerekir.

Enstantaneler:

Enerjik hacker’ımız ilk tasarımlarda bir erkek çocuğu olarak düşünülmüş. Aynı zamanda babasını ismi “Apheldsiniz Hesap Lutfen”…Soğuk Japon esprisi deyip geçemeyeceğimiz bir durum bu 

Spike’ın Bruce Lee felsefesini örnek aldığı yetmiyormuş gibi arka plandaki posterlerde de bu efsanevi dövüş sanatı ustasını görmek mümkün…

Bölüm isimleri ve yan karakterlerin hemen her birinin bir müzik albümüne, parça ismine, film karakterine benzetme olduğu da ayrı bir başlık.

Antonio, Carlos ve Jobin olarak geçen 3 yaşlı amcamız da ,one piece’deki pandamen misali çeşitli bölümlerde gözükürken, üstüne bir sonraki bölümün tanıtımının yapıldığı preview bile sunuyorlar.

Mars’taki heyecanlı takiplerden birinde Spike “Aile Dükkanı”  tabelalı önünde nargile içen bir adamın oturduğu bir dükkanın önünden geçiyor..

Cowboy Bebop – Knocking on Heaven’s Door filmi, seriyi izlememiş olanların bile beğenisini kazanarak Spike ve çetesinin anime sevmeyenler arasında bile tanınmasını sağladı. Türkçe DVdsi de mevcut. Film kronolojik olarak haliyle 25. bölüm öncesine denk geliyor, ve büyük bir ödülün peşine düşen kahramanlarımızın tehlikeli maceralarından birine tanık oluyoruz.

2007 yılında LIVE filmi çekileceği duyuruldu.

Kişisel Yorum

Yönetmenin ilk bakışta tamamen uyumsuz gözüken konseptleri, müzikle harmanlayarak birleştirmedeki başarısı konusunda söylenecek bir şey yok, her şey ortada. “Uzay yolculuğu konseptini, western yaklaşımı ile jazz müziği kullanarak birleştireceğim” dediğinde yapımcısının yüz ifadesini görmeyi isterdim doğrusu. Bu becerisinin bir rastlantı olmadığını da “Samurai Champloo”da hip hop ve samuray konseptlerini birleştirmesiyle kanıtlayan yönetmenin, aksiyon sahnelerindeki performansı ve karakterlerin hikayelerini anlatmaktaki başarısını takdir ediyorum. Keşke elimden gelse de bir ödül de ben versem :D

Sonuçta daha yarısına gelmeden aman tanrım neden sadece 26 bölüm ki diye düşünüp efkârlanmaya başladığım, gerçekten de kendi tarzını yaratıp bir klasik haline gelmiş bir seri. Karakterlerin anlatımı, ana hikâyeden bağımsız kimi zaman güldüren, kimi zaman aksiyon dolu tek bölümleri, müzikleri ile kaçırılmaması gereken bir seri.

Seriye dair söyleyebileceğim tek olumsuz nokta baş kötü karakterin çok havada kalması. Vicious’un neden o şekilde davrandığını çok da anlayamıyoruz seride. En azından benim için öyle oldu. Ama bu olsaydı daha iyi olurdu tarzı bir eleştiri, yoksa seyir keyfimi çok etkilediğini söyleyemeyeceğim.

1998 deki TV gösterimleri içerdiği şiddet yüzünden yarıda kesilmiş olsa da 1999 ve 2001 de ekrana tam gaz dönmeyi başaran bu seriyi hala izlemeyenlere diyecek hiçbir şeyim yokken seriyi bir kez izlemekle yetinememiş, müziklerinin bağımlısı olmuş, yeni serüvenler için senaryo yazan benim gibileri  tartışmaya bekliyorum.

Cafebunka Arama

Yazar: Elçin Kısacık

Kategoriler : Anime, İncelemeler

Etiketler : , , ,

Yayınlanma Tarihi: 19 Kasım 2009