Hotaru no Haka; Grave of the Fireflies İnceleme Yazısı

graveofthefirefliesYıllar önce Bilkent’de kolumdan çekiştirilerek Grave of the Fireflies’ın gösterimine götürüldüğümde böyle bir filmle karşılaşmayı hiç beklemiyordum. Seyrettiğim ilk anime olması dolayısıyla film başlarken beni Heidi seyretmeye getirdiniz diye dalga geçerken film bitip ışıklar yandığında kendimi hıçkıra hıçkıra ağlarken bulmuştum. GoFF hiç alışık olmadığımız bir şekilde anlatır savaşı. Bir ulusun kendi öz eleştirisi olarak…

Grave of the Fireflies Isao Takahata’nın yönetmenliğini yaptığı, Akiyuki Nosaka’nın aynı isimli kitabından uyarlanmış 1988 yapımı bir anime filmi. 2. Dünya savaşının, Japonya için en zor geçtiği 1945 yılında 15 yaşında olan Nosaka’nın 1967 yılında yazdığı kitap savaşta yetersiz beslenmeden kaybettiği kız kardeşine bir özür olduğu kadar…

Hotaru no Haka; Grave of the Fireflies

Yapım yılı: 1988

Stüdyo: Ghibli

Yönetmen: Isao Takahata

Hikaye: Akiyuki Nosaka

Not: Her ne kadar spoiler içermese de filmi seyretmemiş birisini yönlendirici yorumlar taşıyor olabilir.

Grave of the Fireflies Isao Takahata’nın yönetmenliğini yaptığı, Akiyuki Nosaka’nın aynı isimli kitabından uyarlanmış 1988 yapımı bir anime filmi. 2. Dünya savaşının, Japonya için en zor geçtiği 1945 yılında 15 yaşında olan Nosaka’nın 1967 yılında yazdığı kitap savaşta yetersiz beslenmeden kaybettiği kız kardeşine bir özür olduğu kadar oto-biyografik öğeler de taşıyor. Nosaka’nın geçirdiği zorlu çocukluk yıllarında edindiği tecrübeler tüm eserlerinde kendisini göstermektedir.

1945 yılında, Japonya’nın acımasızca hava bombardımanına maruz kaldığı dönemde genç Seita ve küçük kız kardeşi Setsuko annelerini kaybederler.  Babaları ise donanmada hizmet vermektedir. Grave of the Fireflies bu iki çocuğun bombaların altında cehenneme dönen Japonya da canları pahasına sarıldıkları özgürlüklerini, gururlarını ve hayatta kalma çabalarını anlatır.

Grave of the Fireflies neresinden bakılırsa bakılsın alışmadığımız tarzda bir savaş hikayesidir. Hemen Holywood bakış açısını eleştirme tekrarına düşmeden bunun aslında Türk eserlerindeki savaş hikayelerinden de farklı olduğunu belirtmek isterim. Tarih kazanılanlar tarafından yazılır sözü elbette çok doğrudur. İlk başta GoFF’a üzerindeki bu mağrurluğu veren sihrin kaynağını hikayenin savaşı kaybedenler tarafından yazılmış olmasında arayabiliriz. Ancak hikayenin anlatımı ve gözümüzün önüne koyduğu sahneler kafamızda sürekli olarak beklemediğimiz soru işaretleri oluşturur. GoFF başlı başına Japonların kendi toplumlarına ve toplum değerlerine yaptıkları bir öz eleştiridir.

GoFF - scene1Daha filmin en başında ana karakterlerin öldüklerini anlarız. Böylesi bir başlangıç aslında iki ucu keskin bıçaktır. Filmin sonundaki sahnelerin dramatikliğini alıp götürür. Filmin başından beri kalbinde mutlu son olan seyirciye acıklı bir son verip filmi çok daha hüzünlü yapabilecekken, karakterlerin öldüklerini en başta gösterip finalin çarpıcılığını çalmak pek de iyi bir fikir gibi değildir. Ancak yönetmen Takahata bu anlatım tekniğini büyük bir ustalıkla kullanmıştır eserinde.

Filmde zaman zaman ekran kırmızının ve siyahın tonlarına büründüğünde Seita ve Setsuko’nun hayaletlerini başlarından geçen olayları izlerken görürüz. Bu sahneler özellikle duygu yoğunluğunun arttığı, iki kardeşin kendilerini yavaş yavaş ölümlerine götürecek olan kararları aldıkları sahnelere rastlarlar. Bir anlamda hayaletlerin görünüp yaşarken yaptıkları şeyleri izledikleri sahneler Seita’nın vicdanı ile yüzleştiği anlardır hiç kuşkusuz. Küçük kardeşi Setsuko henüz çok küçük olduğu için ne tam manası ile savaşın, ne kaybettiklerinin ne de büyük abisinin aldığı kararların sonuçlarının farkındadır. Küçük kızın abisine olan kayıtsız şartsız bağlılığı ve ona olan güveni Seita’yı daha da çaresiz bir durumda bırakır. Aldığı kararların yanlışlığını ona söyleyecek hiç kimse yoktur ve iki kardeş bunu oldukça pahalı öderler.

Tüm filmde “Amerika” sözcüğü sadece bir veya iki kez geçer. Bunun dışında uçakların kanatlarındaki işaretlerden çıkartabiliriz düşmanın kim olduğunu. Düşman olgusu kişiselleştirilmekten, daha doğrusu ulusallaştırılmaktan çok kavramsal bir olgudur. Sanki bir doğal afettir. Öyle ki film kendini acındırma hissi vermeye çalışmaz. Düşmanın kimliği, stratejisi ve kararları tamamen soyutlanmıştır olaylardan.

Daha kesin konuşmak gerekirse “Shindler’s List” deki gibi bir Alman askeri balkondan Yahudi tutsaklara ateş etmez. Pearl Harbor’da ki gibi sinsi Japon generali görmeyiz. “Er Ryan’ı kurtarmak” da olduğu gibi gizliden gizliye Amerikalı askerlerin disiplinsiz davranışlarının altında yatan sebep olarak Almanlar’ın Yahudilere yaptıkları zulmün ip uçları yoktur. Düşman hakkında hiçbir söz söylenmez GoFF’da. Tek gördüğümüz gökyüzünden bombalarını bırakan uçaklardır.

Bana göre filmin ve temeli olan kitabın en eşsiz özelliği budur. Suçlamalardan, acındırmadan ve belki de en önemlisi propaganda yapmaktan uzak durarak iki kardeşin 2. Dünya savaşında başından geçenleri anlatır. Bu üç tehlikeli edebiyat alışkanlığından uzak durarak kültürel ve bireysel öz eleştiri yapmak sadece mükemmel bir tekniği değil aynı zamanda olgun ve objektif bir hayat bakışını da gerektirir.

GoFF-scene2 Daha önce de belirttiğimiz gibi GoFF yazar Nosaka’nın yetersiz beslenmeden ölen kız kardeşine yazdığı yarı-biyografik bir özürdür. Eğer eserdeki öz eleştiriyi daha iyi anlamak istiyorsak bu gerçeği tekrar hatırlatmakta yarar var.

GoFF’da iki konuda öz eleştiri vardır. Birincisi Japon kültürü ve o zamanki savaş politikası, ikincisi de Seita’nın aldığı kararlar. Aslında Seita ve Japonya burada kader ortağıdır. Japonya üzerinden Seita, Seita üzerinden Japonya anlatılır. Her ikisi üzerinden diğerine gönderme vardır filmde. Japonya resmen bütün savaş gücünü kaybettiği halde bir türlü kayıtsız şartsız teslim olmayı kabul etmez. Japonlar’ın bu inadı iki atom bombası yemelerine ve 500.000 insanlarını hava saldırılarında kaybetmelerine neden olur. Japonya’nın onurunu korumak 500.000 insanın hayatına mal olur ve sonunda yenilirler. Aynı şekilde Seita’da teyzesinin yaptıklarını onuruna yediremediği için savaş gibi kıtlıklarla dolu bir zamanda küçük kız kardeşini alarak kullanılmayan bir sığınağa yerleşir. Açlığın ve kötü yaşam koşullarının yavaş yavaş kardeşinin hayatına mal olduğunu görse de kararından vazgeçip teyzesinin yanına dönmez Seita. Bunun sonucunda kendi kardeşinin cesedini yakıp küllerini küçük kızın elinden düşürmediği teneke şeker kutusuna koyar.  Gerçekten çok manidardır o sahne. Kardeşi Teyze’lerinin aşağılamalarına ve hakaretlerine maruz kalmamıştır ama sonunda kendini bulduğu yer ezik büzük bir şeker kutusudur.

GoFF-candy boxJaponya’nın ve kardeşlerin bir başka metaforunu da şeker kutusunun üzerinde görürüz. Setsuko ilk önce kutunun içinde giderek azalan şekerler ile öğrenir kıtlığın, açlığın ve idareli yaşamanın ne demek olduğunu. Daha sonra şekerler bittiğinde kutu sığınağın içinde oyunla karışık aydınlatma amaçlı topladıkları ancak sabah olunca ölen ateş böceklerinin mezarı vazifesini görür. Gerek filmin adından, gerekse hikayedeki önemli temaların üzerlerine basarak yaptığı göndermeler ile şeker kutusu hem Japonya’yı temsil eder, hem de yavaşça tükenip halsiz düşen ve en sonunda ölüme boyun eğen kardeşleri. Japonya’da bir bakıma ateş böceklerinin mezarıdır çünkü. Amerikalılar Japon sanayisinin iş gücü olan sivilleri güçsüz düşürmek için kentlerin üzerine patlamayan ama içlerinde yanıcı bir tür yakıt bulunduran “Ateş Bombaları” yağdırırlar. Bombalar tıpkı birer ateş böceği gibi mezarları olan Japonya’nın üstüne düşerler. Küçük Setsuko da öldüğünde küçük şeker kutusu onun mezarı olur. Ancak kutunun ilk günkü parlaklığından eser kalmamıştır. Boyaları dökülmüş, yamulmuş tanınmaz bir hale gelmiştir. Filmin en başından en sonuna kadar kutu sürekli olarak gözümüzün önünden gelip geçer. Geçen zaman, ortamdaki ve karakterlerdeki değişiklikler kutu üzerinden izleyicinin hafızasına küçük göndermeler ile işlenir.

Filmde gördüğümüz sivil Japonlar da oldukça düşündürücüdür. Büyük kahramanlıklar gösteren, yardımsever insanlar görmeyiz. Aslında yıkımlar içinde aç kalmış bir ülkede bir insan nasıl olabilirse onlar da öyledir. Öncelikle kendilerini düşünürler. Açlıktan ölen iki tane çocuk elbette çok üzücüdür ama yapabilecekleri bir şey de yoktur. Seita da hayatta kalabilmek için toplumun onaylamadığı bir şey olan hırsızlık yapmıştır. Aslında elinden ne gelse yapacaktır ama ne yazık ki elinden hiçbir şey gelmez.

Seita’nın kararlarının eleştirisini Türkçe’ye çevirdiğim Takahata’nın röportajını okuyarak daha iyi anlayabiliriz. Ben de filmi ilk seyrettiğimde Seita’ya karşı oldukça büyük bir sempati beslemiştim. Aslına bakılırsa halen de besliyorum. Günümüzde, özellikle Batı toplumu anlayışında sürekli olarak “Güçlü Birey” kavramının propagandası ile yoğruluyoruz. Kendi başına buyruk hareket ederek, tek başına güçlü olan kahramanlar, patronlar, iş adamları, zenginler var vitrinde. Ancak savaş ortamında birey pek bir işe yaramıyor, para bir işe yaramıyor. Herkes herkese muhtaç ve bu muhtaçlık insanın aynı zamanda otoriteye boyun eğmesi, gururunu büyük ve kuru bir lokma gibi yutmasını ve özverilerde bulunmasını gerektiriyor. Seita’nın teyzesinden gördüğü davranış bize kabul edilemez gelebilir. Çünkü biz gururumuz ve bireysel özgürlüğümüze karşılık galiba hiçbir zaman hayatımızı ortaya koymak zorunda kalmadık…

GoFF dünyada benzeri olmayan, bir ulusun gururu yüzünden teslim olmayışının sonucunda uğradığı büyük yıkım hakkında bir öz eleştiridir. Tarihin en ölümcül kitle imha silahları altında bir düşman Başbakan’ın aldığı karar sonucunda binlerce insanını kaybetmiş bir ulusun düşmanı hiç suçlamadan onları bu yıkıma götüren süreçte hatayı kendilerinde araması bile başlı başına duygulandırıcı bir olgudur. Bugün Japonya’nın askeri alandaki pasif, kendini korumaya yönelik politikası elbette 2. Dünya savaşının getirdiği yıkımın bir ürünüdür. 1972 de Amerikan işgali sona erdikten birkaç yıl sonra Japon arabalarının Amerikan pazarında liderliğe oturmaları ve uzun yıllar boyunca Amerikan otomotiv sektörünü tükenme sınırına getirmeleri, şu anda dünyanın en büyük 3 ekonomisinden biri olmaları, teknolojide gösterdikleri liderlik işte bu özeleştiri kültürlerinde yatmaktadır. Gerçekten filmin son sahnesinde Seita ve Setsuko’nun hayaletleri bir bankın üzerine oturur ve Japonya’nın modern mimari silüetinden oluşan bir manzaraya bakarlar. Savaşta gururuyla ölen ve yenilgiyi bir türlü kabul etmeyen Japonların ruhu modern kentlerin arasında gezmektedir belki de hala.ww2

Düşmanı suçlayarak, kendimizi acındırarak bir yerlere varamayacağımızı umarım bizde yakında anlarız ve değiştirebileceğimiz tek şey olan kendimizi eleştirerek hatalarımızı tekrar etmekten vaz geçeriz.

Kısa kısa:

- Japonya’da Amerikan kuvvetlerinin hava saldırılarının sonucunda 500.000 insan hayatını kaybetti. Bu sayının 300.000’ini siviller oluşturuyordu.

- Yalnızca Nagasaki’ye atılan atom bombasında ilk anda 70.000 insan hayatını kaybetti. Hiroshima ve Nagasaki’de daha sonra atom bombasının radyoaktif etkilerinden ölenlerin ve yaralananların sayısı hiçbir zaman tam olarak bilinemedi. Nagasaki’nin hedef olarak seçilmesinin sebebi işlek bir sanayi kenti olmasıydı.

- Amerikalılar’ın tarihte, Japonlar tarafından yazılmış “Kara Leke” olarak adlandırdıkları Pearl Harbor baskınında 2388 kişi hayatını kaybetti. Bunların 48 tanesi sivildi. Aynı saldırıda 1178 kişi yaralandı. Yaralananların 35’i sivildi.

- Japonlar Pearl Harbor baskınına 6 ayda hazırlandılar ve uçaktan bırakılan torpidoların normal derinlik gereksinimini 75 feet’den 45 feet’e düşürmeyi başardılar. Bu sayede sığ Pearl Harbor limanına demirlemiş gemileri batırabildiler.

- Tüm ikinci dünya savaşında Amerika 300.000 askerini kaybetti, 300.000 asker de yaralı verdi. Sivil kaybı hemen hiç olmadı.

- Japonya 2. Dünya Savaşı’nda 350.000’i sivil 1.750.000 asker 2 milyondan fazla insanını kaybetti.

- Adı pek anılmayan Rusya 2. Dünya savaşında 19 milyonu sivil, 9 milyon asker olmak üzere toplam 27 milyon insanını kaybetti. 18 milyon insanı yaralandı. Rusya’nın toplam insan kaybı o zamanki Danimarka, Norveç, Belçika ve Hollanda’nın toplam nüfuslarından daha fazlaydı. Stalingrad muharebesinde tüfeği olmayan Rus askerleri Alman ordusunun üzerine koşturuldular. Onlara tüfeklerini önden giden ölü Rus askerlerinden almaları söylendi. Kaçanlar arkadaki silahlı birlikler tarafından öldürülüyordu.

- İmparator Hirohito 9 Ağustos’da Sovyetler Birliği Japonya’ya savaş açtığında daha önce direttiği 4 şarttan vazgeçmiş, taht üzerindeki hakkı elinden alınmaması şartıyla müttefiklere barış isteğinde bulunmuştu. 12 Ağustos’ta amcası kabul etmezlerse savaşmaya devam edecek miyiz diye sorduğunda “Elbette” yanıtını vermiş. 14 Ağustos’da Japonlar “tek şart hariç” teslim olduklarında bazı ordu mensupları isyan etmişler.

- Teslim’den hemen sonra Hiroshima ve Nagasaki’ye giren 67.000 Amerikan askeri özellikle Nagasaki’de sağlıklarını tehtid eden aşırı dozda radyasyona maruz kalmışlar.

Cafebunka Arama

Yazar: Bogus

Kategoriler : Anime, Özel Masa

Etiketler : , ,

Yayınlanma Tarihi: 19 Kasım 2009