<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Cafebunka &#187; Özel Masa</title>
	<atom:link href="http://www.cafebunka.com/kategori/anime/anime-ozel/feed" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.cafebunka.com</link>
	<description>Cafebunka Project</description>
	<lastBuildDate>Sun, 02 May 2010 10:39:37 +0000</lastBuildDate>
	<generator>http://wordpress.org/?v=2.9.2</generator>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
			<item>
		<title>Sen to Chihiro no Kamikakushi (Spirited Away) Çözümlemesi 2</title>
		<link>http://www.cafebunka.com/sen-to-chihiro-no-kamikakushi-spirited-away-cozumlemesi-2</link>
		<comments>http://www.cafebunka.com/sen-to-chihiro-no-kamikakushi-spirited-away-cozumlemesi-2#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 05 Dec 2009 12:37:53 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Bogus</dc:creator>
				<category><![CDATA[Anime]]></category>
		<category><![CDATA[Özel Masa]]></category>
		<category><![CDATA[Hayao Miyazaki]]></category>
		<category><![CDATA[Sen to Chihiro no Kamikakushi]]></category>
		<category><![CDATA[Spirited Away]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.cafebunka.com/?p=639</guid>
		<description><![CDATA[Editör Notu: Yazının çok uzun olması nedeniyle iki kısıma ayırmanın okuma kolaylığı yaratacağını düşündüm, lütfen bu çözümlemenin ilk kısmı okumayı da unutmayın!!

Ayrıca bu çözümlemenin spoiler içerdiğini de tekrar hatırlatırız....

İlk yazıda hikaye de Yubaba'nın Chihiro'ya bir iş vererek ismini ondan almasına kadar olan kısmı yazarımızın çözümlemesini okumuştuk, yazarımız kaldığı yerden devam ediyor...


Related posts:<ol><li><a href='http://www.cafebunka.com/sen-to-chihiro-no-kamikakushi-spirited-away-cozumlemesi' rel='bookmark' title='Permanent Link: Sen to Chihiro no Kamikakushi (Spirited Away) Çözümlemesi 1'>Sen to Chihiro no Kamikakushi (Spirited Away) Çözümlemesi 1</a></li>
<li><a href='http://www.cafebunka.com/sen-to-chihiro-no-kamikakushi-spirited-away' rel='bookmark' title='Permanent Link: Sen to Chihiro no Kamikakushi (Spirited Away )'>Sen to Chihiro no Kamikakushi (Spirited Away )</a></li>
<li><a href='http://www.cafebunka.com/mimi-wo-sumaseba-whisper-of-the-heart' rel='bookmark' title='Permanent Link: Mimi wo Sumaseba (Whisper of the Heart)'>Mimi wo Sumaseba (Whisper of the Heart)</a></li>
</ol>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="margin-top: 0.49cm; margin-bottom: 0.49cm;"><strong><img class="alignleft size-medium wp-image-632" title="spirited-away" src="http://www.cafebunka.com/wp-content/uploads/2009/11/spirited-away-236x300.jpg" alt="spirited-away" width="236" height="300" />Editör Notu: Yazının çok uzun olması nedeniyle iki kısıma ayırmanın okuma kolaylığı yaratacağını düşündüm, lütfen bu çözümlemenin ilk kısmı okumayı da unutmayın!!</strong></p>
<p style="margin-top: 0.49cm; margin-bottom: 0.49cm;"><strong>Ayrıca bu çözümlemenin spoiler içerdiğini de tekrar hatırlatırız&#8230;.<br />
</strong></p>
<p style="margin-top: 0.49cm; margin-bottom: 0.49cm;">İlk yazıda hikaye de Yubaba&#8217;nın Chihiro&#8217;ya bir iş vererek ismini ondan almasına kadar olan kısmı yazarımızın çözümlemesini okumuştuk, yazarımız kaldığı yerden devam ediyor&#8230;</p>
<p style="margin-top: 0.49cm; margin-bottom: 0.49cm;">Chihiro’da annesini ve babasını düşünerek, onları kurtarması gerektiğinin bilincinde Haku’yu dinliyor ve küçük bir lokma alıp tekrar cisimleşerek Kamaji’den bir iş istemek için Banyo Evi’nin kazan dairesinin yolunu tutuyor.</p>
<p style="margin-top: 0.49cm; margin-bottom: 0.49cm;">Kamaji’nin kazan dairesinde öğrendiğimiz Miyazaki’nin hayal dünyasının bir başka kuralı da bir başkasının işini asla elinden alamayacağımızdır. Bize hayal dünyasından fırlamış, aslı astarı olmayan bir kuralmış gibi gözükse de aslında bu da gerçek dünyada sürekli karşımıza çıkan bir başka kural&#8230;</p>
<p style="margin-top: 0.49cm; margin-bottom: 0.49cm;">Chihiro iyi niyeti ile kazana kömür taşırken kömürün altında kalan bir is topuna (Susuwatari) yardım edince diğer bütün is topları taşıdıkları kömürleri atıp altlarında kalırlar ve hepsi kömürlerini kazana onların yerine Chihiro’nun atması için kızın etrafında toplanırlar. Bunun üzerine Kamaji “Asla bir başkasının işini alamazsın!” der.</p>
<p style="margin-top: 0.49cm; margin-bottom: 0.49cm;">Gerçek dünyada da özellikle iş hayatına atılmış olanlarımız bilirler, birisine yaptığın iyilik senin işin olur. Her nedenle olursa olsun bir başkasının işini yaparsan o adamın artık iş yapmasını gerektiren nedeni ortadan kaldırırsın. Bu aynı zamanda geniş düşünce perspektifinde o adamın da olması için bir neden olmadığı anlamına gelir. Eğer sen o işi ondan daha iyi yapıyorsan, o iş zaten en başından beri senin işindir ve sen bir başkasının işini almış olmazsın. Tek yaptığın şey aslında kendi işine sahip çıkmaktır.</p>
<p style="margin-top: 0.49cm; margin-bottom: 0.49cm;">Ancak bütün bu felsefe Miyazaki’nin dünyasında bizde olduğu kadar karmaşık değildir. Aynı anda bir sürü yerde olmasını gerektiren, bir sürü çekmeceye ulaşıp, manivelaları çevirip, bir yandan otları ezip karışım yapmak zorunda olan Kamaji’nin işini ondan daha iyi yapabilecek biri yoktur. Çünkü Kamaji altı kollu örümcek şeklinde olan ve yaşadığı yere mükemmel adapte olmuş birisidir. Buna benzer şekilde kömür taşımakla görevli olan ve aslen kendileri de is olan Susuwatari’ler kömürü gereken hızda yavaş yavaş atıp, çok küçük bir yerde islerin içinde yaşamaktan şikayet etmeden (hatta onların olma nedeni de kömür diyebiliriz.) sadece konfeti yiyerek işlerini yapabilmektedirler. Çalıştıkları ortama mükemmel uyan iki tip varlığın yaşadığı odada Kamaji’nin “biz ihtiyacımız olan bütün yardıma sahibiz” ve “başkasının işini asla alamazsın” demesinin nedeni işte budur ve aslında bu durum da bizim dünyamızdakinden pek farklı değildir.</p>
<p style="margin-top: 0.49cm; margin-bottom: 0.49cm;">Kamaji yine de Chihiro’ya sempati duyar ve ona yemek getiren bir diğer çalışan Lin’e küçük kızı Yubaba’ya götürmesini söyler, karşılığında da kıza kurumuş bir kurbağa verir. Lin teklifi kabul eder ve küçük kızı Yubaba’nın odasına götürür ancak bu sırada herkes içerde bir insanın olduğunu anlamıştır ve Chihiro’yu bulmaya çalışmaktadırlar.</p>
<p style="margin-top: 0.49cm; margin-bottom: 0.49cm;">Güç bela Chihiro Yubaba’nın odasına gelir, ve Yubaba’nın bütün ısrarlarına rağmen kendisinden bir iş koparmayı başarır. Karşılık olarak Yubaba Chihiro’nun isminden bazı karakterleri söker ve bundan böyle kız “Sen” olarak çağrılacaktır.</p>
<p style="margin-top: 0.49cm; margin-bottom: 0.49cm;">Burada ismimizin elimizden alınmasının bir başka anlamı Japonca daha iyi anlaşılmaktadır. Köpek bir cins isim, Karabaş ise özel isimdir. Binlerce, milyonlarca köpek vardır ama Karabaş belirli bir köpeği ifade eder. Burada da Chihiro ismini verdiğinde geriye ona özel bir şey kalmaz, ve bir anlamda eşsiz olarak onu ifade etmeyen bir isimle yetinmek zorunda kalır. Chihiro kelimesinin anlamı “binlerce suyun derinliğinde olan” iken bu kelimenin ilk harfi olan Chi’nin diğer okunuşu Sen, yani kızın yeni ismi sadece “binlerce” anlamına gelmektedir. Bir diğer değişle kız binlerce su derinliğinde olan tek bir şeyken, bir anda binlerceye dönüşmüştür.<img class="alignright" title="spirited_away" src="http://www.cafebunka.com/wp-content/uploads/2009/11/spirited_away-300x219.jpg" alt="spirited_away" width="300" height="219" /></p>
<p style="margin-top: 0.49cm; margin-bottom: 0.49cm;">Bu sırada Yubaba’nın oğlu Boh ile tanışırız. Boh devasa büyüklükte bir bebektir ve Yubaba onu sürekli olarak şımartmıştır. Hasta olması korkusuyla cadı onu odasından asla çıkarmamıştır ve sürekli şımaran Boh’da ağladığında her istediğini elde edebileceğini öğrenmiştir. Peki Boh neden devasa bir bebektir? Cevap oldukça basit. Çünkü Boh hayatı boyunca hiç çalışmak zorunda kalmamıştır ve hiç bir sorumluluğu yoktur. Bu sırada diğer herkes gibi vücudu büyümüştür ve aslında kocaman bir insan olmuştur. Ancak daha önce de belirttiğimiz gibi büyümek sadece fiziksel anlamda daha fazla yer kaplamak değil, aynı zamanda sorumluluklar yüklenmek, çalışmak ve kendi ayakları üzerinde durabilen bir birey olmaktır. O güne kadar sürekli emekleyen Boh hikayenin sonlarına doğru Chihiro ile çıktığı yolculuktan sonra artık çok rahatlıkla kendi ayaklarının üzerinde durabilir. Hatta artık bir başkası tarafından taşınmayı da kabul etmez. Böylece Miyazaki bir anlamda Chihiro’nun çıktığı yolcuğun minyatürünü karşımıza koyar ve Boh üzerinden Chihiro’nun hikayesinin minik bir versiyonunu anlatır.</p>
<p style="margin-top: 0.49cm; margin-bottom: 0.49cm;">Chihiro daha sonra Haku’nun da yardımı ile annesini ve babasını domuz ahırında ziyaret eder ve onların hiç bir şeyi hatırlamadığını görür. Aynı şekilde o da kendi ismini unutmuştur bile ve Haku’nun yardımı ile tekrar ismini hatırlar. Bu sırada Haku bir sebepten ötürü sanki Chihiro’yu daha önceden de tanıdığını söyler.</p>
<p style="margin-top: 0.49cm; margin-bottom: 0.49cm;">Chihiro işinin ilk gününde kovalardan birini boşaltırken dışarıda ıslanmakta olan bir Kaonashi görür. (Kaonashi: Suratsız) Ruhun istediğinde içeri girebilmesi için Banyo Evi’nin kapılarından birini açık bırakır.</p>
<p style="margin-top: 0.49cm; margin-bottom: 0.49cm;">Kaonashi yapılan bu iyilik karşılığında Chihiro’nun ilgisini çekebilmek için bu sefer de ona büyük bir banyonun temizlenmesinde yardım eder, ancak her seferinde Chihiro’ya ihtiyacından daha fazla şey vermeye çalışır. Bu önceleri küçük tahta markalar, sonrasında ise diğer çalışanların onlarla ne kadar ilgilendiğini gördüğünde altın parçaları olur. Verdiği altınları kabul eden çalışanlar yüzünden ve gördüğü ilgi karşısında Kaonashi giderek bir canavara dönüşür ve nihayetinde çalışanları da yutmaya başlar. Artık onun iştahını hiç bir yemek kesemez ve diğer yandan da elde edemediği tek şey Chihiro’nun ilgisidir.</p>
<p style="margin-top: 0.49cm; margin-bottom: 0.49cm;">Kaonashi’nin yeme anormalliği ile Chihiro’nun ailesini domuza dönüştüren davranış arasında elbette büyük bir benzerlik vardır. Ancak Kaonashi’nin daha farklı bir yanı da vardır. Onun kendisine ait bir suratı yoktur ve hiçkimse birini diğerinden ayırt edemez. Ne zaman ki Chihiro’nun içeri aldığı Kaonashi bir kurbağayı yer ve onun sesine kavuşur, ancak o zaman diğerlerinden ayrı hale gelir, bir diğer değişle kimlik kazanır.</p>
<p style="margin-top: 0.49cm; margin-bottom: 0.49cm;">Kaonashi’ler Ruhlar Dünyasının isimsiz ve suratsız ruhlarıdırlar. Sokakta boş boş gezinirler ve bir iki sahneden anlaşıldığı kadarı ile dükkanlarda yaşarlar ve konuşamamaktadırlar. Sadece Chihiro’nun biraz ilgi gösterdiği Kaonashi önceleri belli belirsiz sesler çıkarmaya başlamıştır.</p>
<p style="margin-top: 0.49cm; margin-bottom: 0.49cm;">Kaonashi’lerin neyi sembolize ettiklerini anlamak veya ne olduklarını çözmek biraz zor. Ancak ip uçları onlarla hiç kimsenin ilgilenmediğini ve sanki yokmuşlar gibi davrandıklarını anlamamıza yetiyor. Ayrıca Banyo Evine girmeleri de kesinlikle yasak. Bunun yanında birazcık ilgi için aslında çıldırıyorlar ve başkalarını yediklerinde onların kimlik özellikleri bu yaratıklarda da gözükmeye başlıyor. Bir diğer değişle yeni bir kimliğe sahip oluyorlar.</p>
<p style="margin-top: 0.49cm; margin-bottom: 0.49cm;">Kaonashi’nin verdiği tahta markalar sayesinde Chihiro çok kötü kokan ve başta kötü koku tanrısı sanılan bir nehir tanrısını içine atılan insan çöplerinden arındırıyor ve karşlığında bitkilerden yapılmış iyileştirici bir kek alıyor. Bu sırada tanrı hediye olarak arkasında pek çok altında bırakıyor ki Kaonashi’de çalışanların altına olan tepkisini bu sayede öğreniyor.</p>
<p style="margin-top: 0.49cm; margin-bottom: 0.49cm;">Chihiro’nun aldığı iyileştirici kek hem bir canavara dönüşmüş Kaonashi’nin yediklerini kusmasını sağlıyor, hem de Zeniba tarafından ağır yaralanmış Haku’nun yine yuttuklarını kusmasını sağlayarak hayatını kurtarıyor. Bu sayede Yubaba’nın ikiz kardeşi olan Zeniba’nın mührünü çalarken yaralanmış olan Haku’nun aynı zamanda Yubaba’nın bir laneti ile zehirlendiğini ve böylece yaptığı her hareketin cadı tarafından yönlendirilebildiğini anlıyoruz.</p>
<p style="margin-top: 0.49cm; margin-bottom: 0.49cm;">İyilik yapıp iyilik bulmak Miyazaki’nin bütün filmlerinde var. İnsan çöpleri ile pislenmiş ve olduğundan bambaşka bir şeye dönüşmüş, temizlenmek için Yubaba’nın evine gelmiş nehir tanrısı da şüphesiz yine Miyazaki’nin pek çok eserinde olan insanın cevreye olan saygısızlığını gösteriyor.</p>
<p style="margin-top: 0.49cm; margin-bottom: 0.49cm;">Ancak bu sahnelerde Yubaba’nın aynen kendisine benzeyen bir ikizinin olduğunu öğreniyoruz.</p>
<p style="margin-top: 0.49cm; margin-bottom: 0.49cm;">Haku Yubaba’nın isteği ile Zeniba’nın mührünü çalmıştır ve geri gelirken ölümcül düzeyde yaralanır. Haku’nun neden mühür çaldığını açıklamak gerekirse mühür en basit anlamda aslında bir imzadır. Bir diğer değişle birisinin ismidir. Belki de Yubaba bu şekilde ikizinin de kaderini kendi ellerine almak, onun imzasını, dolayısı ile mührünü çalmak istemiştir. Yubaba aynı şekilde Chihiro’nun ismini de kızın kontrata attığı imzasından çalmıştır.</p>
<p style="margin-top: 0.49cm; margin-bottom: 0.49cm;">Söz konusu mühür bir cadıya ait olduğunda kolaylıkla daha fazlasını da düşünebiliriz. Cadılar insanların kaderini örebilirler, bir diğer değişle kaderimizi çözüp ondan sonra tekrar diledikleri şekilde bağlayabilirler, böylece onu değiştirebilirler. Bu yüzden bir cadının mührü aynı şekilde değişmiş olan bir kaderin mührü olarak da algılanabilir. Cadılar ve örgü teması oldukça bilindik bir temadır. Akira Kurosawa’nın Macbeth uyarlamasında da Macbeth’i yoldan çıkartan cadı sürekli olarak çevirdiği bir örgü makinesi ile tasvir edilir. Sadece Japon cadıları değil, Avrupa’da ortaya çıkan cadı hikayeleri de sürekli olarak örme ve örgü temasını içlerinde bulundururlar.</p>
<p style="margin-top: 0.49cm; margin-bottom: 0.49cm;">Bir başka dikkat çeken konu da Yubaba’nın isminin Rusya halk masallarında anlatılan Baba Jaga’ya olan benzerliğidir ve hikayede Baba Jaga en sonunda bir kargaya dönüştürülür. Yubaba’nın da aynı kendisine benzeyen bir kargası vardır ve buna sadece benzerlik demek pek doğru olmaz. Öte yandan Zeniba tarafından Boh’a (Yubaba’nın bebeği) dönüştürülen zıplayan 3 kafa (Kashira) da şüphesiz cadılar ve “3” kavramını birleştirmek için kullanılmıştır.</p>
<p style="margin-top: 0.49cm; margin-bottom: 0.49cm;">Avrupa cadı kültüründe cadılar 3 tanedir ve her biri doğumu, yaşamı ve ölümü simgeler. Bu yüzden de bu üç kadın çoğunlukla 3 kuşağı temsil eder. Biri yaşlı ve çirkin (anneanne), biri orta yaşlarında (anne) ve sonuncusu da genç ve güzeldir. Genel geçer kural olarak cadılar yaşlandıkça da çirkinleşir. Hikayede hiç konuşmadıkları ve gözle görünen bir işlevleri de olmadığından Kashira’nın rolü çok büyük ihtimal ile cadılar ve 3 kavramını birleştirmek için kullanılmıştır.</p>
<p style="margin-top: 0.49cm; margin-bottom: 0.49cm;">Hikayede daha sonradan Yubaba’nın ikizi Zeniba’nın Yubaba’nın lüks odasının ve saraya benzeyen katının aksine çok sade, daha çok yaşlı ve mutlu bir kadının olması gerektiği gibi rahat bir kulübede yaşadığını öğreniriz. Belki de bu yüzden Zeniba Yubaba’nın şımarık çocuğu Boh’u gördüğünde onu bir fareye dönüştürür ve Zeniba’nın kargasını da minicik bir kuşa çevirir.</p>
<p style="margin-top: 0.49cm; margin-bottom: 0.49cm;">Boh hayatın zorluklarını ve kendi ayakları üzerinde durmayı Chihiro ile birlikte çıktıkları Zeniba’nın evine giden yolculukta öğrenir. Öyle ki büyünün etkisi bittiğinde dahi Yubaba’yı görene kadar bir fare olmaktan vazgeçmez.</p>
<p style="margin-top: 0.49cm; margin-bottom: 0.49cm;">Böylece Chihiro, Yubaba, minik kuş, fare Boh ve Kaonashi (No Face) Haku’yu kurtarmak için Zeniba’nın evine olan yolculuklarına başlarlar. Bu yolculukta elbette Kamajii’nin onlara verdiği, tam da dördüne yetecek kadar sayıda tren bileti ile gerçekleşir.</p>
<p style="margin-top: 0.49cm; margin-bottom: 0.49cm;">Trenin rayların üstüne kadar taşan nehrin ortasından geçer ve geçtiği duraklarda insan şeklinde silüetler vardır. Bu tren çok büyük ihtimalle gerçek dünyanın yüzeyinden geçmektedir ama aslında Ruhlar Dünyası’nda yer almaktadır. Benzer temaları daha önce My Neighbour Totoro’da da görmüştük ve bu sefer orada iki dünya arasındaki taşıma işini otobüs şeklinde bir kedi yapıyordu. Aynı anlatımı Grave of the Fireflies’da da ruhlar dünyasında trene binen iki kardeş üzerinde görmüştük.</p>
<p style="margin-top: 0.49cm; margin-bottom: 0.49cm;">Burada asıl dikkat edilmesi gereken konu şüphesiz bu tren yolculuğunun bir geri dönüşü olmayışıdır. Çünkü herkes için bir bilet veren ve dört biletin tamamını arkadaşları için harcayan Chihiro geri dönemeyeceğini bilir. Böylece Chihiro kendisine verilen işin sorumluluğu dışında Haku ve diğerleri için bir özveride bulunur. Artık okulda arkadaşlarından ayrıldığı için hayıflanan ve ailesine sitem eden kız çok uzaklarda kalmıştır. (Büyümenin ip uçlarını arabada okul arkadaşlarının verdiği bukete bakarken de görürüz. Chihiro bukete bakıp “Şansa bak aldığım ilk çiçek buketi bir veda buketi&#8230;” der. Bu sözde alttan alta büyüyeceği ve erkek arkadaşından alacağı buketin ip uçları vardır.) Zorluklar ve özveri onu bir yetişkine, bambaşka bir insana dönüştürmüştür. Bu temanın işlenişini Miyazaki’nin Howl’s Moving Castle isimli eserinde de yine buna benzer bir şekilde gördüğümüzü unutmamamız gerekir. Hatta o eserdeki zıplayan korkuluğun ilk müjdesi de buradaki Zeniba’nın zıplayan lambası olarak düşünülebilir. Lambanın, ışığın yol gösterici sembolik anlamı da düşünüldüğünde evi arayan dörtlüyü Zeniba’nın kulübesine götüren lamba güzel düşünülmüş bir ayrıntıdır. Ayrıca Spirited Away’in başındaki, tünelden sonra karşımıza çıkan 4 renki pencereler de Howl’s Moving Castle’da değişimi sembolize eden ayrı bir anlamla karşımıza çıkarlar.</p>
<p style="margin-top: 0.49cm; margin-bottom: 0.49cm;">Chihiro ve arkadaşları Zeniba’nın evine vardıklarında mührü ona geri verirler ve Chihiro Haku’nun içindeki laneti kaldırmasını ister. Zeniba bu laneti aslında Yubaba’nın koyduğunu ve Haku’nun yaptıklarından sorumlu olmadığını hükmeder ve Haku’yu yaptıkları yüzünden daha fazla sorumlu tutmaz. Aynı zamanda Zeniba Chihiro’yu koruması için Boh ve No Face’in yardımları ile ördüğü saç tokasını Chihiro’ya hediye eder. Bu da az önce yukarıda anlattığım, cadıların örgü örerek insanların kaderlerini değiştirdikleri fikrini daha belirgin bir şekilde göstermektedir.</p>
<p style="margin-top: 0.49cm; margin-bottom: 0.49cm;">Zeniba aynı zamanda No Face’e ona yardım etmesi karşılığında bir yuva sunar. Böylece No Face’in artık ait olduğu bir yeri vardır ve başı boş gezmek zorunda değildir.<img class="alignleft" title="spirited" src="http://www.cafebunka.com/wp-content/uploads/2009/11/spirited-300x161.jpg" alt="spirited" width="300" height="161" /></p>
<p style="margin-top: 0.49cm; margin-bottom: 0.49cm;">Bütün bu ip uçları sonucunda No Face’in neyi sembolize ettiğini anlamak oldukça güçtür. Belki de maskeli bu ruh insan ruhunu temsil etmektedir. Bir anda bir canavara dönüşebilen, karşısındaki her şeyi silip süpren ve sürekli daha fazlasını isteyen, bunu yaptıkça da daha fazla korkunçlaşan ve daha karmaşık bir karakter kazanan bir canavar. Ama buna karşın azla yetinip bir işe yaradığında mutlu bir yuvaya sahip olabilecek bir ruh.</p>
<p style="margin-top: 0.49cm; margin-bottom: 0.49cm;">Belki bu yüzden No Face Yubaba’nın Banyo Evinin olduğu şehirde dükkanlarda kalmakta ve başıboş etrafta gezmektedir. Doğanın hiç bir düzenine, hiç bir kuralına uyamayan, bir şeyleri sindirmeden konuşamayan, kendini ifade edemeyen, daha da kötüsü kendine bir işlev, bir yer bulamayan bu ruh pek ala doğadan dışlanmış insanın ruhu olabilir. Çok fazla sayıda olmaları ve yüzlerinde maske ile dolaşmalarının nedeni bu olabilir. Daha da ötesi, No Face ve bir insan olan Chihiro’nun arasındaki bu yakınlık, bu birlikte olma isteği de bu şekilde anlam kazanabilir.</p>
<p style="margin-top: 0.49cm; margin-bottom: 0.49cm;">Oğlunun ortadan kaybolduğunu anladığında çılgına dönen Yubaba, ki paraları hesaplamaktan bunun farkına ancak Haku söylediğinde varabilir, karşılığında Chihiro’yu ve ailesini serbest bırakmasını kabul ederek Haku’yu oğlunu kurtarması için geri gönderir ve Haku geri dönerek oldukça barışçıl yollarla cadının yanından ayrılan Chihiro, minik kuş ve Boh’u alır.</p>
<p style="margin-top: 0.49cm; margin-bottom: 0.49cm;">Geri dönüş yolunda Haku’nun ejderha formunda sırtına binmiş Chihiro onun gerçekte küçükken içine düştüğü nehrin tanrısı olduğunu anlar ve çocuğun kulağına gerçek ismini fısıldar. Haku’nun gerçek ismi daha sonradan doldurulmuş ve kurutulmuş bir nehir olan Nigihayami Kohakunushi’dir.</p>
<p style="margin-top: 0.49cm; margin-bottom: 0.49cm;">Böylece filmin başındaki kurumuş nehir yatağı, tünel ve Banyo Evi arasında oluşup kaybolan nehir, Haku’nun ejderha formu, banyoda arınmak için gelen büyük nehir ruhu bir araya gelir ve nihayet bir anlam kazanır. Miyazaki’nin başından beri ilmiklerden geçirdiği iplik en sonunda son dikişi atar ve hikaye aslında burada tamamlanmış olur. Geriye sadece mutlu sonu pekiştirmek kalır.</p>
<p style="margin-top: 0.49cm; margin-bottom: 0.49cm;">Chihiro geri döndüğünde onu bir bulmaca beklemektedir. Yubaba son bir sınav olarak kızın önüne aralarından ailesini seçmesi gereken birkaç domuz koyar. Chihiro bir şekilde (Büyük ihtimalle Zeniba’nın ona verdiği saç tokası sayesinde) oradaki domuzlardan hiç birinin kendi anne babası olmadığını anlar ve en sonunda Chihiro’nun kontratı bozulur.</p>
<p style="margin-top: 0.49cm; margin-bottom: 0.49cm;">Chihiro herkesle vedalaşır ve ailesinin yanına dönmek için tünele doğru yola çıkar. Bu sırada Haku ile vedalaşmalarında Haku onunla tektar bir araya geleceklerine dair bir söz verir. Aslında filmin sonunda burası da oldukça anlamlıdır. Haku gerçek kimliğini hatırlamıştır ve artık daha fazla Yubaba’nın kontrolünde değildir. Ancak ruhu olduğu nehir sanayileşme sürecinde kurutulmuştur. Bu yüzden Kohaku aslında Chihiro ile geri dönemez ama yine de tekrar bir araya gelecekleri çok büyük ihtimalle Chihiro’nun buraya geri döneceği anlamına gelmektedir.</p>
<p style="margin-top: 0.49cm; margin-bottom: 0.49cm;">Nihayet Chihiro ailesi ile bir araya gelir ve arkasına bile bakmadan tünelden çıkarlar. Nihayet tünelin dışına çıktıklarında tünelin girişinde bıraktıkları arabayı toz içinde, üstünde yapraklarla bulurlar. Spirited Away burada Alice in Wonderlands’den oldukça kesin bir şekilde ayrılır çünkü Alice serüvenini tamamladığında aslında başından beri piknikte olduğunu ve uyukladığını fark eder. Ancak zaman açısından Chihiro’nun serüvenleri gerçektir. Aradan geçen zamanda araba toz ve yapraklar altında kalmıştır çünkü.</p>
<p style="margin-top: 0.49cm; margin-bottom: 0.49cm;">Tünelden çıktığında Chihiro uzun uzun arkasında bıraktığı tünele bakar. Buradan net bir şey çıkartamayız. Yaşadıklarını unutup unutmadığını bilemeyiz. Ancak bildiğimiz, en azından tahmin ettiğimiz bir şey vardır. Chihiro’nun içinde artık uyanmış, sorumluluk alabilecek, bir iş yapabilecek bir güç uyanmıştır. O artık küçük bir kız değildir. En azından yetişkinliğe küçük de olsa bir adım atmıştır. Zaten filmin İngilizce versiyonunda Chihiro artık yeni gideceği okulunda kendi başının çaresine bakabileceğini söyler. Böylece hikaye biter ve film sona erer.</p>
<p style="margin-top: 0.49cm; margin-bottom: 0.49cm;">Burada anlattıklarımın dışında filmde başka semboller de kullanılmaktadır. Zeniba ve Yubaba yine Miyazaki’nin kullanmaktan çok hoşlandığı ters kutuplardır. (Ying-yang) Her ikisinin de dış görünüşü birbirinin tamamen aynısı olduğu halde dış görünüşlerindeki çirkinlik iç dünyalarında farklı etkiler yapmıştır. Howl’s Moving Castle’da ana karakter iç dünyasını iyileştirdikçe güzelleşirken, burada cadıların dış görünüşlerinin iç dünyalarına bağlayıcı bir etkilerinin olmadığını görürüz. Zeniba azla yetinmesini bilen, kendisine köle değil hakkını verdiği yardımcılar alan, başkalarına yardım eden bir insandır. Yubaba ise Zeniba’nın arkasında durduğu herşeyin tam tersini yapmaktadır. Miyazaki Howl’da insanın dış görünüşünden iç görünüşleri anlaşılabilseydi ne olurdu temasını işlerken, Spirited Away’de değişmeyen dış görünüşün iç dünyamıza etki edemyeceğini göstermek istiyor.</p>
<p style="margin-top: 0.49cm; margin-bottom: 0.49cm;">Bir diğer nokta da arınan nehir tanrısının verdiği iyileştirici bitkisel kek. Bu kek yendiğinde yiyenin yediklerini kusmasını sağlıyor. Peki madem nehir tanrısının böyle bir hediye verecek gücü vardı, o halde neden en başta bunu kendisinde kullanıp içine atılan bütün çöpleri kusmadı?</p>
<p style="margin-top: 0.49cm; margin-bottom: 0.49cm;">Burada aslında hediye olarak verilen kek Chihiro’nun karşılık beklemeden yaptığı yardımı sembolize ediyor. Diğer herkes yolundan kaçışırken Chihiro hiç bir aşağılama ve tiksinme mimiği yapmadan tanrıya yardım ediyor. Üstelik bunu yaparken yardım etme amacıyla hayatını da riske atıyor. Şüphesiz bir insanın karşılık beklemeden yardım etmesi, elinden gelenin en iyisini yapması onu aç gözlülük ve hırstan uzaklaştıracak bir harekettir. Karşılıksız yardım eden bir insan içindeki hırsı ve açgözlülüğü de kusar, onlardan arınır. Haku ve Chihiro arasındaki karşılıksız yardımın bir ilaç olarak aldığı sembolik bir nesnedir bu kek. Aynı şekilde Chihiro bir kez daha Kaonashi’ye de karşılıksız yardım ederek onu bu duygulardan arındırmıştır.</p>
<p style="margin-top: 0.49cm; margin-bottom: 0.49cm;">Spirited Away, diğer pek çok Miyazaki yapımı gibi rahatlıkla izlenebilen, aksiyonu, macerayı ve duygusallığı içinde barındıran mükemmel bir baş yapıt. Ancak yine diğer pek çok Miyazaki filminde olduğu gibi alegorik anlamlar ve semboller ile yüklü ve kazandığı bütün ödülleri kesinlikle sonuna kadar hak ediyor.</p>
<h2 style="margin-top: 0.49cm; margin-bottom: 0.49cm;">Bonus DVD’den Kısa Kısa:</h2>
<p style="margin-top: 0.49cm; margin-bottom: 0.49cm;">Miyazaki’nin kafasında filmin fikri yakın arkadaşının 10 yaşındaki kızına bakıp “Acaba hep böyle şu anda olduğu gibi kalabilecek mi?” sorusu üzerine oluşmuş.</p>
<p style="margin-top: 0.49cm; margin-bottom: 0.49cm;">Chihiro’ya çiçeği veren en iyi arkadaşı Rumi aynı zamanda Chihiro’yu seslendiren aktörün ismi.</p>
<p style="margin-top: 0.49cm; margin-bottom: 0.49cm;">Miyazaki Chihiro’nun annesini masasının karşısında oturan bir Gibli çalışanına bakarak modellemiş. Özellikle yemek yerkenki el hareketlerini&#8230; (DVD’de anlatıcı “Miyazaki işte böyle bir insan&#8230;” diyerek şaka yoluyla biraz da yönetmeni iğneliyor.)</p>
<p style="margin-top: 0.49cm; margin-bottom: 0.49cm;">Ghibli stüdyosunda gece 11’de sırayla herkes bütün çalışanlar için yemek yapıyor. Buna Miyazaki’nin kendisi de dahil. (Öğlen saatlerinde gece 11 yemeği için Miyazaki yapacağı yemeğe “Zavallı adamın Çorbası” ismini koymuş.)</p>
<p style="margin-top: 0.49cm; margin-bottom: 0.49cm;">Miyazaki filmde eski Japon mimarisi ile yapılmış binaları Japonya’daki bir açık hava müzeisine yaptığı sayısız ziyaret sonucunda oluşturmuş.</p>
<p style="margin-top: 0.49cm; margin-bottom: 0.49cm;">Haku’nun yaralanıp ejderha halindeyken Chihiro’nun ilacı ejderhanın ağzına verme sahnesini çekebilmek için çizerler veterine gidip bir tane Golden Retriever’ın ağzına aynı şekilde bir lokma sokmaya çalışıp bunu kameraya almak zorunda kalmışlar.</p>
<p style="margin-top: 0.49cm; margin-bottom: 0.49cm;">Spirited Away’in dublajı Ghibli stüdyosunda yapılmış ve aktör ile ses ekibi arasında normalde olması gereken ses geçirmeyen cam yokmuş.</p>
<p style="margin-top: 0.49cm; margin-bottom: 0.49cm;">Tavuk yeme ve bir yandan konuşma sahnesinde sesin gerçekçi çıkması için KFC’den bir kova tavuk alınmış. (Miyazaki’nin ilk verilen arada koşturup tavukları didiklediğini de görebiliyorsunuz.)</p>
<p style="margin-top: 0.49cm; margin-bottom: 0.49cm;">Filmdeki Audi’nin yolda çıkardığı sesleri kaydedebilmek için yine aynı model bir Audi kullanılmış.</p>


<p>Related posts:<ol><li><a href='http://www.cafebunka.com/sen-to-chihiro-no-kamikakushi-spirited-away-cozumlemesi' rel='bookmark' title='Permanent Link: Sen to Chihiro no Kamikakushi (Spirited Away) Çözümlemesi 1'>Sen to Chihiro no Kamikakushi (Spirited Away) Çözümlemesi 1</a></li>
<li><a href='http://www.cafebunka.com/sen-to-chihiro-no-kamikakushi-spirited-away' rel='bookmark' title='Permanent Link: Sen to Chihiro no Kamikakushi (Spirited Away )'>Sen to Chihiro no Kamikakushi (Spirited Away )</a></li>
<li><a href='http://www.cafebunka.com/mimi-wo-sumaseba-whisper-of-the-heart' rel='bookmark' title='Permanent Link: Mimi wo Sumaseba (Whisper of the Heart)'>Mimi wo Sumaseba (Whisper of the Heart)</a></li>
</ol></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.cafebunka.com/sen-to-chihiro-no-kamikakushi-spirited-away-cozumlemesi-2/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Anime Klişeleri İnceleniyor 1</title>
		<link>http://www.cafebunka.com/anime-kliseleri-inceleniyor-1</link>
		<comments>http://www.cafebunka.com/anime-kliseleri-inceleniyor-1#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 29 Nov 2009 13:18:50 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Bogus</dc:creator>
				<category><![CDATA[Anime]]></category>
		<category><![CDATA[Özel Masa]]></category>
		<category><![CDATA[Klişe]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.cafebunka.com/?p=621</guid>
		<description><![CDATA[Animeye ilk başladığımızda orjinal fikirler sanıp bayıldığımız temaların daha sonra bir çok animede tekrarlandığını gördüğümüzde moralimizi yitirmeyip anime klişelerini 2 yazıda  inceledik ve pek çok anlam çıkardık...

Eğer siz de çocukluk arkadaşlarının kutsal bağını, cinselliğini bir türlü keşfetmemiş güzel insanlar fenomenini, animelerdeki genç karakter takıntısını ve daha pek çok klişenin işlevini ve nedenini merak ediyorsanız okumaya devam edin.

Not: Bu yazının Anime Klişleri 2 olarak devamı vardır. Devamına anime kategorisi özel masa kısmından ve ya Klişe etiketinden ulaşabilirsiniz.


Related posts:<ol><li><a href='http://www.cafebunka.com/anime-kliseleri-inceleniyor-2' rel='bookmark' title='Permanent Link: Anime Klişeleri İnceleniyor 2'>Anime Klişeleri İnceleniyor 2</a></li>
<li><a href='http://www.cafebunka.com/seiyuu-tanim' rel='bookmark' title='Permanent Link: Seiyuu Tanım'>Seiyuu Tanım</a></li>
</ol>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="margin-bottom: 0.49cm;">Animeye ilk başladığımızda orjinal fikirler sanıp bayıldığımız temaların daha sonra bir çok animede tekrarlandığını gördüğümüzde moralimizi yitirmeyip anime klişelerini 2 yazıda  inceledik ve pek çok anlam çıkardık&#8230;</p>
<p style="margin-top: 0.49cm; margin-bottom: 0.49cm;">Eğer siz de çocukluk arkadaşlarının kutsal bağını, cinselliğini bir türlü keşfetmemiş güzel insanlar fenomenini, animelerdeki genç karakter takıntısını ve daha pek çok klişenin işlevini ve nedenini merak ediyorsanız okumaya devam edin.</p>
<p style="margin-top: 0.49cm; margin-bottom: 0.49cm;">Not: Bu yazının Anime Klişleri 2 olarak devamı vardır. Devamına anime kategorisi özel masa kısmından ve ya Klişe etiketinden ulaşabilirsiniz.</p>
<p style="margin-bottom: 0cm;"><strong>Çocukluk 			Arkadaşı:</strong></p>
<p style="margin-top: 0.49cm; margin-bottom: 0.49cm;">Sadece anime ve mangalarda değil, Japonların gerçek kültüründe de çocukluk arkadaşları çok önemli bir yere sahiptir. Özellikle ortaokul ile başlayarak Japonlar kültürel ve sosyal alanda pek çok sorumluluğun altına girerler, zira toplumun bireylerinden beklentileri çok büyüktür. Pek çok Japon için iş hayatı ve sosyal hayat iç içe geçmiş olduğu için dostları da bu çevrelerden gelen iş arkadaşlarıdır. Bu yüzden Japon’ların en yakın çevresini iş arkadaşları ve aileleri oluşturmaktadır.</p>
<p style="margin-top: 0.49cm; margin-bottom: 0.49cm;">Bu açıdan bakıldığında çocukluk arkadaşları gerçekten çok değerlidir. Henüz hiç bir sorumlulukları olmadığı zamanda edindikleri bu arkadaşlar ile çocukluklarını yaşamışlardır ve hafızalarındaki ilk anılar bu insanlarla beraber geçmiştir. Animeler ve Mangalarda genelde karakterler bu arkadaşları ile ya artık görüşmüyorlardır ya da çok nadir bir araya gelebiliyorlardır. Genelde çocukluk arkadaşınız ile aranızda güçlü bir bağ olduğuna inanılır ve eğer bu arkadaşlık karşı cinsle ise araya küçük aşk kırıntıları da serpmeyi ihmal etmezler.</p>
<p style="margin-top: 0.49cm; margin-bottom: 0.49cm;">Gerçekten de insan bilinçlendikçe ve sorumluluk sahibi oldukça kendi arkadaş çevresini oluşturmaya başlar. Bir insan ile çok iyi arkadaş olabilirsiniz ama o insan ile çocukluk arkadaşı olamazsınız. Aslında çocukluk arkadaşınızı seçemezsiniz de&#8230; Daha çok birbirinizi bulursunuz. O insanla olan arkadaşlığınız bilinçli bir seçimden çok kaderin bir cilvesi gibidir. Aynı köyde yaşamış olabilirsiniz, aynı bahçede oynamış olabilirsiniz veya kumsalda tanışmış olabilirsiniz.. Tabi ki pek çok ihtimal var. Tek değişmeyen şey ise çok kısa bile olsa o insanla arkadaşlık kurmanıza neden olan mutlu bir anın olmasıdır. Yavaş yavaş bu anın anısı sararsa bile hiç bir zaman yok olmaz.</p>
<p style="margin-top: 0.49cm; margin-bottom: 0.49cm;">Pek çok farklı Anime de ve Manga da bu tema farklı boyutlarda trajik bir çocukluk hatırasından, masum çocukluk aşkına kadar kullanılmıştır. Karakterlerin arka planını anlatmak, portrelerini güçlendirmek için de sık sık kullanılır. Tema pek çok farklı neden için kulllanılsa bile genelde ana çizgileri budur.</p>
<p style="margin-top: 0.49cm; margin-bottom: 0.49cm;"><strong>Masum 			ve Cinselliği Keşfetmemiş Bishojo/Bishonen (Güzel Hatun/ Güzel 			Erkek) Fenomeni:</strong></p>
<p style="margin-top: 0.49cm; margin-bottom: 0.49cm;">Aslında bu klişe temanın temelleri yukarıda anlattığım çocukluk arkadaşı ile bazı konularda örtüşüyor. Çocukluk arkadaşının temellerini sorumluluktan uzak masumiyete bağlamıştık ya, işte onu bir adım ileriye götürdüğümüzde ortaya bu çıkıyor. 8-10 yaşındaki çocuklar üzerinden seks çağrışımları yapılamayacağı için karakterler 15-16 yaşlarına geldiklerinde dahi çocuksu özelliklerini kaybetmezler ve masumiyetlerini korurlar.</p>
<p style="margin-top: 0.49cm; margin-bottom: 0.49cm;">Özellikle çocuksu olan taraf Bishojo’lar olduğu zaman genel geçer konular neredeyse hiç değişmez. Evin içinde yarı çıplak dolaşırlar, erkeklerin üzerine garip pozisyonlarda düşüverirler, hep olamdık yerleri bir erkeğe yaslanıverir, vs vs.. uzatmaya gerek yok herkes neyin ne olduğunu biliyor.</p>
<p style="margin-top: 0.49cm; margin-bottom: 0.49cm;">Masum tarafın kız olduğu durumlarda erkekler pek o kadar masum değildirler. Genelde her iki taraf da bakir olur ama erkek cinselliğin ne olduğunu az çok bilir. Daha açık söylemek gerekirse yasak elmayı yemiştir. Yani neyin ayıp neyin ahlaki olduğunun ayrımındadır. Bu yüzden erkek kızın cinsellik ihtiva eden masum ve çocuksu hareketleri karşısında zor duruma düşer, kızarır bozarır, sinirlenir, odayı, evi terk eder, kendisini savunur kaçar vs vs.</p>
<p style="margin-top: 0.49cm; margin-bottom: 0.49cm;">Tüm animelerde bu tema bin yüzmilyonlarca defa kullanıldığına göre bir nedeni vardır elbette. Bir kere tartışmasız bu hareketler erkeğe (ki çoğu zaman o da Bishonen’dir. Zaten Shojo da –kızlara anime- gözlüklü veya sivri hatlara sahip olmayan bir erkek görürseniz bilin ki o ya sapıkdır ya da obsessif) pirim kazandırır. Kızlar o erkeğin ahlaki değerlere olan bağlılığını görür ve onların kendilerini zayıf anlarında aldatmayacağını veya kullanmayacağını düşünür. Kısacası karakterin kelek olmadığını ve bir düsturu olduğunu anlarız. Erkekler genelde bu sahneleri gördükleri zaman saç baş yolsalar da kızlar bu erkeklere hiç dayanamaz ve hemen aşık oluverirler&#8230; Bu tema ile Japon kızları kolayca ana karaktere aşık edilir.</p>
<p style="margin-top: 0.49cm; margin-bottom: 0.49cm;">Diğer durumda ise Bishonen’imiz masum ve çocuksudur. Bazen de karşı tarafın sinyallerini duymazdan gelir, bir anlamda işi yokuşa sürer. Erkeğin ergenlik çağına hatta sonrasına kadar nasıl bu kadar saf ve masum kalabildiğinin türlü açıklaması olabilir, ben bu güne kadar pek inandırıcı olanını göremedim. Bu durumda da erkekler saç baş yolarken kızlar karaktere aşık olurlar. Gerçekten de çocuksu erkek onlara çekici gelir. (Çocuksu derken feminen erkeği kastetmiyorum. Feminen erkeklere bayıldıkları zaten tüm dünyaca aşikar. Aslında bilimsel olarak da kadınların ayın 3 günü maskulin, taş fırın erkeklerden, geri kalan 27 gün kadınsı erkeklerden hoşlandıkları ispatlanmıştır.) Çocuksu erkeklerin çekici olmasının nedeni ise elbette saf olmaları, art niyet düşünmemeleri, daha sadık olmaları ve aklı ermediği için kızımızı asla aldatmayacak olmasıdır. Ancak bazen ummadık taşlar da baş yarar.</p>
<p style="margin-top: 0.49cm; margin-bottom: 0.49cm;">Erkeklerin bakış açısından bakıcak olursak saf kız işte&#8230; Vur kafasına al lokmasını. Elbette bir yere kadar çekici bir olay. (Bkz. DearS) Ancak Anime’lerdeki karakterler çok daha erdemlidir ve asla öyle kötü şeyler yapmazlar. Tabi bir de Elfen Lied olayı vardır. Kelle koltukta sıkıyorsa kötü bir şey düşün kızın hakkında&#8230;</p>
<p style="margin-top: 0.49cm; margin-bottom: 0.49cm;">Her iki taraf için ortak bakıldığı zaman bu ilişki aslında çocukluk ve yetişkinlik arasında yapılan bir ritüeldir. Seks öyle ya da böyle çocukluğun bittiği anlamına gelir. Cinselliği keşfetmek ise çocukluktan uzağa doğru atılan adımlardır. Bu geçiş döneminde bazen platonik olarak karşı cinsler birbirlerini tartarlar. Birbirlerinden hoşlanırlar ve yavaş yavaş aşık olurlar. Biz 10-20 episode ilişkilerinin gelişmesini, çelişkilerini, tam cesaret edecekken vaz geçmelerini, yanlış anlamalarını, ağlamalarını sızlamalarını izleriz. Güzeldir ama. Her seferinde daha önce izlediğimizde olmayan küçük bir konuya parmak basıldığını görünce mutlu oluruz.</p>
<p style="margin-top: 0.49cm; margin-bottom: 0.49cm;"><strong>İyi 			veya Kötü Bütün Olaylar High School Bilemedin Üniversite 			Öğrencilerinin Başına Gelir:</strong></p>
<p style="margin-top: 0.49cm; margin-bottom: 0.49cm;">Gerçekten de bu konuda yapacak hiç bir şey yok. Ben daha küçücükken futbolcu Tsubasa’yı seyrederken o kocaman stadların nasıl bu kadar ateşli seyircilerle dolduğunu merak ederdim. Oval +/- infinity’ye uzanan sahalardan çok bu garibime giderdi.</p>
<p style="margin-top: 0.49cm; margin-bottom: 0.49cm;">Animelerde ve Mangalarda genelde 13-22 yaş aralığında olan insanlar süper güçlere ve büyük sorumluluklara sahip olurlar. Otuzbeş yaşında Toyota fabrikasında motor montaj istasyonunda çalışan Yamamato’nun günün birinde kendisini hiç tanımadığı bir dünyada bulduğunu görmezsiniz. Genelde ana karakterler çok yakın bir veya daha fazla aile bireyini kaybetmiş, ya da başka bir şehirde okuyan, genelde akşamları TV-Dinner yemek zorunda kalan ya da yemeğini kendisi hazırlayan High School veya Üniversite öğrencileridir. (Gerçi haklarını yemeyelim, ortayaşa hitab eden mangalar da yok değil.)</p>
<p style="margin-top: 0.49cm; margin-bottom: 0.49cm;">Bir kere bu olaya verilecek en kolay cevap şüphesiz hedef okuyucu kitlesinin bu yaşlarda olmasıdır. Ancak bu cevap doğru değildir. Öyle olsaydı Kapitalist Amerikalılar çoktan Örümcek Çocuk, Yarasa Kız veya X-Children gibi şeylerle çıkagelirlerdi. Elbette çocuk karakterlerin küçük izleyici kitlesine ulaşmada payları büyük ama Anime ve Mangalarda ki bu tutarlılığın asıl sebebi bana göre bu değil. Bana göre diyorum çünkü bunu kimse tam olarak ispatlayamaz.</p>
<p style="margin-top: 0.49cm; margin-bottom: 0.49cm;">Günlerinin 16 saate yakın bir zamanını işte geçiren Japonlar için kim ne derse desin Anime ve Mangalar bir kaçıştır. Gerçek hayatın durağanlığına, monotonluğuna ve sorumluluklarla yüklü depresif atmosferine alternatif bir vahadır adeta. Bu yüzden Anime ve Manga olayları çoğu zaman alternatif dünyalarda (örnk. 12 Kingdoms, RahXhephon, Tsubasa) veya mevcut dünyada alternatif gerçeklere (örn. Witch Hunter Robin, Bleach) dayalıdır. Tüm bunların yanında karakterlerin de çocuk olması veya genç yetişkin olması şaşırtıcı değildir. İşi ile ömür boyu sözleşme yapmış, ailesinin geçiminden sorumlu, her şeyden önce toplumun normlarına kemikleşerek bağlanmış Yamamoto’nun ertesi gün motor montaj hattına gitmeyip elinde katana Hollow kovalamasını hiç kimse kabul edemez. Ancak Ichigo adında annesini kaybetmiş, zor bir çocukluk geçirmiş ve bu güne kadar doğru dürüst hiç bir sorumluluğu olmamış bir gencin bu büyük sorumluluğu yarım gönüllü olarak da olsa üstlenmesi ve sevdiklerini koruması daha kolay kabullenilir.</p>
<p style="margin-top: 0.49cm; margin-bottom: 0.49cm;">Aslında bu seferde karakterlerin Çocukluğun Sorumsuzluğu ile Yetişkinliğin Sorumluluğu arasındaki geçiş döneminin ritüellerini izleriz. Karakterlerin kendisine verilen sorumlulukların altında ezildiğini ama güçlü kalmayı başararak bunun üstesinden geldiklerine tanık oluruz. Bu arada cinselliği keşfetmeleri, karşı cinsten hoşlanmaları, aşkı tatmaları ve giderek güçlenmeleri şaşırtıcı değildir. Tüm insanların başından mutlaka bir kere geçmiş olan ve bir daha asla gerçekleşmeyecek olan büyüme sancılarıdır bunlar. Çok kutsallardır çünkü bir kere olurlar ve bizi olduğumuz insan yaparlar. Ne kadar fantastik öğeler taşırsa taşısın, aslında tüm karakterlerin karşılaştığı ortak “challange” büyümek ve sorumluluk almanın getirdiği engelleri aşmaktır.</p>


<p>Related posts:<ol><li><a href='http://www.cafebunka.com/anime-kliseleri-inceleniyor-2' rel='bookmark' title='Permanent Link: Anime Klişeleri İnceleniyor 2'>Anime Klişeleri İnceleniyor 2</a></li>
<li><a href='http://www.cafebunka.com/seiyuu-tanim' rel='bookmark' title='Permanent Link: Seiyuu Tanım'>Seiyuu Tanım</a></li>
</ol></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.cafebunka.com/anime-kliseleri-inceleniyor-1/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Anime Klişeleri İnceleniyor 2</title>
		<link>http://www.cafebunka.com/anime-kliseleri-inceleniyor-2</link>
		<comments>http://www.cafebunka.com/anime-kliseleri-inceleniyor-2#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 29 Nov 2009 12:59:41 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Bogus</dc:creator>
				<category><![CDATA[Anime]]></category>
		<category><![CDATA[Özel Masa]]></category>
		<category><![CDATA[Klişe]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.cafebunka.com/?p=616</guid>
		<description><![CDATA[Animeye ilk başladığımızda orjinal fikirler sanıp bayıldığımız temaların daha sonra bir çok animede tekrarlandığını gördüğümüzde moralimizi yitirmeyip anime klişelerini inceledik ve pek çok anlam çıkardık...

Anime Klişelerini incelemeye kaldığımız yerden devam ediyoruz, bu serinin ilkini yine anime kategorisi altında özel masa kısmından, ve ya klişe etiketine tıklayarak ulaşabilirsiniz...


Related posts:<ol><li><a href='http://www.cafebunka.com/anime-kliseleri-inceleniyor-1' rel='bookmark' title='Permanent Link: Anime Klişeleri İnceleniyor 1'>Anime Klişeleri İnceleniyor 1</a></li>
</ol>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="margin-top: 0.49cm; margin-bottom: 0.49cm;">Animeye ilk başladığımızda orjinal fikirler sanıp bayıldığımız temaların daha sonra bir çok animede tekrarlandığını gördüğümüzde moralimizi yitirmeyip anime klişelerini inceledik ve pek çok anlam çıkardık&#8230;</p>
<p style="margin-top: 0.49cm; margin-bottom: 0.49cm;">Anime Klişelerini incelemeye kaldığımız yerden devam ediyoruz, bu serinin ilkini yine anime kategorisi altında özel masa kısmından, ve ya klişe etiketine tıklayarak ulaşabilirsiniz&#8230;</p>
<p style="margin-top: 0.49cm; margin-bottom: 0.49cm;"><strong>Erkeğin 			Sevgisini Kazanmak için Kızlar Güzel Yemek Yapmalıdır:</strong></p>
<p style="margin-top: 0.49cm; margin-bottom: 0.49cm;">Bunu da çok sık görürüz. Direk olarak Japon folklorundan, toplumun kadınlar için biçtiği rolden kaynaklanıyor. Toplum kadınlardan iyi yemek pişirebilmelerini ve güzel çay demlemeyi bilmesini bekliyor. Bu sadece gırtlak tatmininden kaynaklanmıyor elbette. Yemekler ve özellikle çay Japonlar için kültürlerinin sürekliliğinin bir simgesi. Bir anlamda özlerine olan bağlılıkları. Çay demleme sanatı ve yemek pişirme yeteneği kuşaklardan kuşaklara annelerden kızlarına geçiyor.</p>
<p style="margin-top: 0.49cm; margin-bottom: 0.49cm;">Eğer bir Anime veya Manga da iyi yemek pişiremeyen, çay demlemeyi bilmeyen bir kız görürseniz dikkat edin çok büyük ihtimal ile annesi de yoktur. (bkz. Kenshin) Bu yüzden de Japon kültürünün simgesi olan ve toplumun kadınlardan beklediği pek çok yetenekten de mahrum kalmıştır. Biz ne olacak canım yemek de pişirmeyi versin derken aslında bu temanın altında yatan mesaj yetim kalmanın zorlukları, bu durumun toplumla birey arasında oluşturduğu bariyer ve elbette çocukluğun erken terk edilip sorumlulukların genç yaşta omuzlara alınması anlamına geliyor. Elbette sırf beceriksizliği vurgulamak adına da bu temanın işlendiği olmuştur ama altında yatan gerçek anlam bu.</p>
<p style="margin-top: 0.49cm; margin-bottom: 0.49cm;">Erkeklerin gönlünü almak için güzel yemek yapmak her ne kadar zavallı kız imajı yaratsa da bu temayı üstün körü geçmemekte fayda var.</p>
<p style="margin-top: 0.49cm; margin-bottom: 0.49cm;">
<p style="margin-top: 0.49cm; margin-bottom: 0.49cm;"><strong>Hot 			Spring (Onsen) ve Plaj Fenomeni:</strong></p>
<p style="margin-top: 0.49cm; margin-bottom: 0.49cm;">İlk bakışta animatörlerin Bishonen ve Bishojo’ların yarı çıplak vücudlarını göstermek amacıyla sık sık başvurdukları bir kumpass olduğu izlenimini verir. Derinlemesine incelendiğinde de tek amacının bu olduğu görülür.</p>
<p style="margin-top: 0.49cm; margin-bottom: 0.49cm;">Bu temaların işlendiği bölümler genelde komedi üzerine kurulu geçer. Müstehcen yanlış anlamalar, zor durumda kalmalar, aa sen çok güzelmişsin bunca zamandır elbiseden anlamamıştım havaları vs.</p>
<p style="margin-top: 0.49cm; margin-bottom: 0.49cm;">Plaja gittiklerinde mutlaka yanlarında karpuz da götürürler. Ellerine bir sopa alıp gözleri bağlı karpuzu patlatmaya çalışıp eğlenirler. Tabi bu sırada bir sürü irili ufaklı kaza da meydana gelir. Kısacası durum komedisidir. Bir an için Japonlarda kendimizi buluruz.</p>
<p style="margin-top: 0.49cm; margin-bottom: 0.49cm;">Bir de Ryokan’da konaklama fenomeni vardır. Seyrederken ne var bunda bu kadar abartacak, ne kadar da çok rahatlıyorlar ne kadar çok seviniyorlar sıcak su alt tarafı diyorsanız, aşağıdaki siteden bakın bakalım fiyatları nasılmış&#8230; Buradan bu konu hakkında pek çok bilgi de edinebilirsiniz. Aslında başlı başına site için bir inceleme olur bu konu. Japonya’ya bir gün gittiğimde bunlardan güzel bir tanesine de gitmek isterseniz yol parasının yarısı kadar da bunlara para ayırmanız gerektiğini belirtmek isterim. (Ryokan bu Onsenlerin üzerine yapılan Japon tipi hanlara verilen ad. Bunlar Meiji zamanında ve az öncesinde şehirler arası seyahatler artmaya başlayınca kurulan hanlar.) Bu link’den daha fazla bilgi alabilirsiniz.</p>
<p style="margin-top: 0.49cm; margin-bottom: 0.49cm;">[url]http://www.japan-guide.com/e/e2292.html[/url]</p>
<p style="margin-top: 0.49cm; margin-bottom: 0.49cm;">Bu Ryokan’lara gidildiği zaman kızlar ile erkekler çıplak yüzme ve rahatlama tecrübesini yaşamak için ayrılıp farklı yerlerde yüzerler. Daha fazla yazmama gerek yoktur herhalde, genel olarak bölümün tamamı Finding Nemo’daki son sahneleri aratmayan planlamalarla bir kezcik olsun kızlara çıplakken bakabilme şansını elde etmek üstüne geçer.</p>
<p style="margin-top: 0.49cm; margin-bottom: 0.49cm;">Burada belirtmeden geçmek istemediğim bir şey var. Kütüphanede gürültü patırtı koparmak nasıl kendi içinde hem komedi hem rezil olma öğelerini içeriyorsa Onsen’lerde de durum aynıdır. Bu kaplıcalar ölüm sessizliğindedir ve tüm misafirlerden de öyle olmaları beklenir. Ancak bence çok kral yerlerdir ve bugün bile Batılı tarzı otelcilik anlayışına geçmeden minimalist düşünce yapısı ile az hizmet (Yatağını yapmayı büyük bir hizmet olarak görüyorlar&#8230;) verseler bile büyük bir dinginlik, huzur ve rahatlama sunarlar.</p>
<p style="margin-top: 0.49cm; margin-bottom: 0.49cm;">Aklıma pek çok başka tema daha geliyor elbette. Mesela büyük dostluklar büyük düşmanlıklardan başlar, en büyük zaferi kazanabilmek için en büyük bozgunu yaşaman gerekir, en büyük güç genelde onu en istemeyen adamı bulur, bu gücü onu hiç istemeyen hak eder. (Japon toplumu öngörüsü&#8230; Bireysel güç için hırslarına yenik düşme!), kız bayılır, tutsak düşer vs ve erkek onu kurtarmak için 60-70 episode bitap düşer.</p>
<p style="margin-top: 0.49cm; margin-bottom: 0.49cm;"><strong>İstemem 			Yan Cebime Koy, Başa Gelen Çekilir, Tek Ümidimiz Sensin:</strong></p>
<p style="margin-top: 0.49cm; margin-bottom: 0.49cm;">Bunların hepsinden teker teker bahsetmeye gerek var mı bilmiyorum ama genel olarak ana karakterlerin hırslı olmayan veya hırsını yenmiş insanlar olduğunu görürüz. Ichigo kalkıp budur işte Ölüm Tanrısı oldum karizmamdan geçilmez dediğini duymazsınız mesela&#8230; 14-15 yaşındaki veledi gizli silah mechaların tepesine oturttuğunda “Vaaay kaç yapıyor bu, kılıç nereden çalıştırılıyor diye naralar atıp sevindiğini görmeyiz. Kısacası hiç bir karakter kendine biçilen yeni görevin getirdiği güçlere dört elle sarılmaz.</p>
<p style="margin-top: 0.49cm; margin-bottom: 0.49cm;">Manga ve Animelerin hikayelerini yazan insanlar bunu elbette basma kalıp karakterler yaratmak için yapmıyorlar. Elbette farklı olan karakterler de var ancak bu Japon kültüründeki kahramanların genel geçer özelliğidir. Alçak gönüllü, hırsının gözünü köreltmesinden endişelenen ama cesur ve yeri geldiğinde gözü kapalı kendini feda edebilen insanlar. Amerikan çizgi romanlarından ayrı bir duruşu vardır Anime kahramanlarının. Bireysel başarıları da vardır ama onları kahraman yapan bireysel başarıları değildir. Mutlaka arkalarında olan, ona sürekli destek veren, hatalarını yüzüne vuran, yozlaşmasını ve doğru yoldan savrulup gitmesini engelleyen arkadaşları vardır. Kahramanlar kahramanlıklarını arkadaşları ve sevdikleri için yaparlar. Bunun yanında Spider-Man, Bat-Man, Süperman ve daha nicesi, kendi kimliğinin arkasında belki çok küçük ama tamamen kendilerinden uzak bir arkadaş grubu ile kimliklerini saklayarak yaşarlar. Japon kahramanların kimliklerinin arkadaş grubuna açık olmasının nedeni onların topluma karşı olan sorumluluklarının bilincinde olmasından kaynaklanır. Kişisel hedeflerin, intikamın veya hırsın yoluna düşmemek için öncelikle yeni elde ettiğiniz gücü hazmetkek, bu güce dört elle atlamamak şarttır.</p>
<p style="margin-top: 0.49cm; margin-bottom: 0.49cm;"><strong>Çoğu 			Anime veya Manga da Kötüler de Haklıdır:</strong></p>
<p style="margin-top: 0.49cm; margin-bottom: 0.49cm;">İşte en ayakta alkışlanacak tipik bir Anime/Manga özelliği. Bunun en güzel örneğini ve haklılığın ne demek olduğunu Kenshin de sürekli olarak görüyoruz zaten. Ama ben burada anlatmayacağım.</p>
<p style="margin-top: 0.49cm; margin-bottom: 0.49cm;">Ne kadar marjinal olurlarsa olsunlar, kötülerin kötülük yapma (en basit tabiriyle, elbette tartışmaya açık) nedenleri kendi bakış açılarında mantıklıdır. Bazen bir bardak suda fırtına koparmış da deriz ama yine de kötülüklerinin haklı, mutlaka detaylı değinilen gerekçeleri vardır. Bazen her şey ortadayken yine de yanlış anlamalara düşüp bizi delirtirler, bazen de tek bir sözle gözleri damarcıklanır ve hidayete erirler. Ne olursa olsun, kötü Anime karakterleri sadece dayak atılacak antagonistler değil, aynı zamanda ying’in Yang’i savunulan tezin anti tezi, işlenen görüşün alternatif yaklaşımıdır. Kısacası altı ile üstü doldurulmuştur. İki tane ober güç eklenip kötü karakteri salmazlar karşınıza. (Çoğu zaman&#8230;)</p>
<p style="margin-top: 0.49cm; margin-bottom: 0.49cm;">Şimdilik aklıma gelenler bu kadar. Bunların dışında elbette pek çok klişe daha vardır. Ancak Japon toplumunun ve kültürünün en önemli dışa vurumu sürekli işlenen bu temalarda gizlidir.</p>


<p>Related posts:<ol><li><a href='http://www.cafebunka.com/anime-kliseleri-inceleniyor-1' rel='bookmark' title='Permanent Link: Anime Klişeleri İnceleniyor 1'>Anime Klişeleri İnceleniyor 1</a></li>
</ol></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.cafebunka.com/anime-kliseleri-inceleniyor-2/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Seiyuu Derken!!!!</title>
		<link>http://www.cafebunka.com/seiyuu-derken</link>
		<comments>http://www.cafebunka.com/seiyuu-derken#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 19 Nov 2009 22:22:51 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Elçin Kısacık</dc:creator>
				<category><![CDATA[Anime]]></category>
		<category><![CDATA[Seiyuu]]></category>
		<category><![CDATA[Özel Masa]]></category>
		<category><![CDATA[Inoue Kazuhiko]]></category>
		<category><![CDATA[Ishida Akira]]></category>
		<category><![CDATA[seki tomokazu]]></category>
		<category><![CDATA[souichiro hoshi]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.cafebunka.com/?p=293</guid>
		<description><![CDATA[Hiç merak etmediniz mi kimdir bu animelerdeki karekterleri seslendiren? Ya da hiç "ya bu ses, evet evet bu ses, şu animede de bilmem kimin sesi değil mi ya" dediğiniz olmadı mı?

Hadi ya...olmadı mı gerçekten????

Neyse farketmemiş olabilirsiniz ama birazdan bu yazıyı okumaya karar verirseniz anime dünyasının ünlü "seiyuu" yani ses aktörlerinden bir kaçını tanımış olacak ve birbirlerinden tamamen farklı karakterleri seslendirmekteki başarılarına inanamayacaksınız...Aslında Japonya'da ses aktörleri ve aktrisleri nerdeyse anime karakterleri kadar popüler; konserler, radyo showları, müzikaller, albümler gibi bir çok etkinlikte yer almaktalar.


Related posts:<ol><li><a href='http://www.cafebunka.com/seki-tomokazu' rel='bookmark' title='Permanent Link: Seki TOMOKAZU'>Seki TOMOKAZU</a></li>
<li><a href='http://www.cafebunka.com/souichiro-hoshi' rel='bookmark' title='Permanent Link: Souichiro HOSHI'>Souichiro HOSHI</a></li>
<li><a href='http://www.cafebunka.com/ishida-akira' rel='bookmark' title='Permanent Link: Ishida AKIRA'>Ishida AKIRA</a></li>
</ol>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><!-- 		@page { margin: 2cm } 		P { margin-bottom: 0.21cm } --></p>
<p style="margin-bottom: 0.49cm;">Hiç merak etmediniz mi kimdir bu animelerdeki karekterleri seslendiren? Ya da hiç &#8220;ya bu ses, evet evet bu ses, şu animede de bilmem kimin sesi değil mi ya&#8221; dediğiniz olmadı mı?</p>
<p style="margin-top: 0.49cm; margin-bottom: 0.49cm;">Hadi ya&#8230;olmadı mı gerçekten????</p>
<p style="margin-top: 0.49cm; margin-bottom: 0.49cm;">Neyse farketmemiş olabilirsiniz ama birazdan bu yazıyı okumaya karar verirseniz anime dünyasının ünlü &#8220;seiyuu&#8221; yani ses aktörlerinden bir kaçını tanımış olacak ve birbirlerinden tamamen farklı karakterleri seslendirmekteki başarılarına inanamayacaksınız&#8230;Aslında Japonya&#8217;da ses aktörleri ve aktrisleri nerdeyse anime karakterleri kadar popüler; konserler, radyo showları, müzikaller, albümler gibi bir çok etkinlikte yer almaktalar.</p>
<p style="margin-top: 0.49cm; margin-bottom: 0.49cm;">Hala yazıyı okumak istemeyenler; Bleach&#8217;deki karizmatik ölüm tanrısı &#8220;Kuchiki Byakuya&#8221;, Prince of Tennis&#8217;in otoriter ve bir o kadar karizmatik kaptanı Tezuka ve Fruits Basket&#8217;daki liseli kızlara düşkün &#8220;Sohma Shigure&#8221; yi seslendiren aynı kişi&#8230;</p>
<p style="margin-top: 0.49cm; margin-bottom: 0.49cm;">Yani;</p>
<p style="margin-top: 0.49cm; margin-bottom: 0.49cm;"><img class="alignleft size-thumbnail wp-image-296" title="kuchiki_byakuya" src="http://www.cafebunka.com/wp-content/uploads/2009/11/kuchiki_byakuya-150x150.jpg" alt="kuchiki_byakuya" width="150" height="150" />= <img class="aligncenter size-thumbnail wp-image-297" title="372443-tezukakunimitsu20_large" src="http://www.cafebunka.com/wp-content/uploads/2009/11/372443-tezukakunimitsu20_large-150x150.jpg" alt="372443-tezukakunimitsu20_large" width="150" height="150" /> = <img class="alignright size-thumbnail wp-image-298" title="shigure" src="http://www.cafebunka.com/wp-content/uploads/2009/11/shigure-150x150.jpg" alt="shigure" width="150" height="150" /></p>
<p style="margin-top: 0.49cm; margin-bottom: 0.49cm;">
<p style="margin-top: 0.49cm; margin-bottom: 0.49cm;">Ses aktörleriyle ilgili ilginç olan kariyerlerinde çok farklı karakterler yer alsa bile genellikle animelerdeki belli bir tip karakter için tercih edilmeleri&#8230;Naruto, Gon, Monkey D. Luffy, Kenshin gibi bir çok karakterin erkek olmasına rağmen bayan ses aktörleri tarafından seslendirilmeleri ise Japon animelerinin henüz çözemediğim bir yönü <img src='http://www.cafebunka.com/wp-includes/images/smilies/icon_biggrin.gif' alt=':D' class='wp-smiley' /> </p>
<p style="margin-top: 0.49cm; margin-bottom: 0.49cm;">Bunlar bir yana öncellikle benim favori aktörüm ile başlamak istiyorum; Seki Tomakazu.</p>
<p style="margin-top: 0.49cm; margin-bottom: 0.49cm;">
<p style="margin-top: 0.49cm; margin-bottom: 0.49cm;">Birazdan hangi ses verdiği karakterleri yazdığımda, ortalama bir anime izleyicisinin bu sesi duymamış olma ihtimali olmadığını farkedeceksiniz&#8230;Hatta bir ipucu vereyim hani çabuk sinirlenen ama aslında iyi niyetli karekterler vardır ya&#8230;Fruits Basket&#8217;ın kızgın kedisi, Gundam Seed&#8217;in kızgın pilotu Yzak, Harukanaru Toki no Naka&#8217;da Tenma, GTO&#8217;da Murai Kunai, Escaflowne de Van, Full Metal Panic serilerindeki Sagara Sousuke, Fushigi Yuugi de hem Kouji hem Chichiri&#8230;Yazılacak gibi değil yer aldığı animeler en ünlülerinden bir kaçını daha yazmalıyım ama; Card Captor Sakura, Chobits, Evangelion, Genshiken, Gravitation, Ayashi no Ceres, Hajime no İppo, Initial D, Monster, Vandread, Tenjou Tenge, Meine Liebe, Yakitate Japan&#8230;</p>
<p style="margin-top: 0.49cm; margin-bottom: 0.49cm;">Dahası yukardakiler gibi ana ya da yardımcı karakter seslendirmese bile Naruto, One Piece ve Inuyasha gibi animelerde bile yer almış!!! Genelde kızgın karakterlerle özleşmiş gibi gözükse de kariyerinde birbirinden farklı özelliklerde seslendirme gerektiren çok çeşitli işler görüyoruz. Benim favorim olmasının sebebi de bu zaten, tabiiki ses tonunu beğeniyorum ama sesini karakterden karaktere farkedilmeyecek derecede değiştirebilmek de kolay olmasa gerek&#8230;</p>
<p style="margin-top: 0.49cm; margin-bottom: 0.49cm;">Yine çok tanıdık bir ses Soichiro Hoshi&#8230;</p>
<p style="margin-top: 0.49cm; margin-bottom: 0.49cm;">
<p style="margin-top: 0.49cm; margin-bottom: 0.49cm;">Bu sesin ipucusu da hani &#8220;yasashi&#8221; denilen kibar, nazik, düşünceli, duyarlı, kimseye zarar vermek istemeyen herkesin mutlu olmasına çalışan karakterler var ya&#8230;Gundam Seed Kira Yamato, Meine Liebe Camus, Harukanaru Toki Eisen, Get Backers Kazuki, Saiyuki Son Goku&#8230;Yine başarılı bulmakla beraber<br />
hem yer aldığı anime sayısı ve farklı karakterleri de seslendirebilmesi yönünden, kesinlikle seslendirdiği karakterin ağlamaması gerektiği kanaatindeyim <img src='http://www.cafebunka.com/wp-includes/images/smilies/icon_biggrin.gif' alt=':D' class='wp-smiley' /> </p>
<p style="margin-top: 0.49cm; margin-bottom: 0.49cm;">Biraz daha eski bir kuşağa gidersek; Akira Ishida ve Kazuhiko Inoue bahsedilmesi gerekenlerden.</p>
<p style="margin-top: 0.49cm; margin-bottom: 0.49cm;">Akira Ishida&#8217;yı hemen Gundam Seed Athrun Zala, Naruto Gaara, Meine Liebe Naoji, Saiyuki Cho, Berserk Judou, Harukanaru Toki Yasuaki, Prince of Tennis Mizuki, Chrno Crusade Chrno&#8217;dan hatırlayabilirsiniz.</p>
<p style="margin-top: 0.49cm; margin-bottom: 0.49cm;">
<p style="margin-top: 0.49cm; margin-bottom: 0.49cm;">Kazuhiko Inoue ise genelde &#8220;womanizer&#8221; denilen karizmatik, yakışıklı, kadınları baştan çıkaran karakterlerin vazgeçilmez sesi.<img class="size-full wp-image-659 alignright" title="yuki" src="http://www.cafebunka.com/wp-content/uploads/2009/11/yuki.jpg" alt="yuki" width="84" height="136" /></p>
<p style="margin-top: 0.49cm; margin-bottom: 0.49cm;">
<p style="margin-top: 0.49cm; margin-bottom: 0.49cm;">Naruto&#8217;nun Kakashi sensei&#8217;yi, Harukanaru Toki&#8217;nin Tomomosa&#8217;sı, Gravitation&#8217;ın Yuki&#8217;si, Fruits Basket&#8217;tan Hattori Sohma&#8217;sı. Kenshin&#8217;de, Ranma&#8217;da,Excel saga&#8217;da, Samurai Deeper Kyo&#8217;da da seslendirmeler yapan bu şahsiyetin kariyeri taa 1979&#8242;un animesi olan Türkiye&#8217;de şu an 18 yaşından büyük her gencin hatırlayacağı Şeker kız Candy&#8217;ye kadar uzanmakta.</p>
<p style="margin-top: 0.49cm; margin-bottom: 0.49cm;">Efendim? Hiç bayan seiyuulardan bahsetmedim mi? Hadi ya tüh&#8230;Yer kalmamış..Başka yazıya&#8230;:)</p>


<p>Related posts:<ol><li><a href='http://www.cafebunka.com/seki-tomokazu' rel='bookmark' title='Permanent Link: Seki TOMOKAZU'>Seki TOMOKAZU</a></li>
<li><a href='http://www.cafebunka.com/souichiro-hoshi' rel='bookmark' title='Permanent Link: Souichiro HOSHI'>Souichiro HOSHI</a></li>
<li><a href='http://www.cafebunka.com/ishida-akira' rel='bookmark' title='Permanent Link: Ishida AKIRA'>Ishida AKIRA</a></li>
</ol></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.cafebunka.com/seiyuu-derken/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>3 Büyükler&#8230;Bleach-Naruto-One Piece karşılaştırması</title>
		<link>http://www.cafebunka.com/3-buyukler-bleach-naruto-one-piece-karsilastirmasi</link>
		<comments>http://www.cafebunka.com/3-buyukler-bleach-naruto-one-piece-karsilastirmasi#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 19 Nov 2009 20:24:54 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Elçin Kısacık</dc:creator>
				<category><![CDATA[Anime]]></category>
		<category><![CDATA[Özel Masa]]></category>
		<category><![CDATA[Bleach]]></category>
		<category><![CDATA[Naruto]]></category>
		<category><![CDATA[One Piece]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.cafebunka.com/?p=169</guid>
		<description><![CDATA[ 3 büyükler deyince futbol bir yana anime dünyasında insanın aklına şunlar geliyor: One Piece, Naruto, Bleach.

Uzun aylar boyunca her hafta izlenme rekorları kırmak, özellikle her gün bir yığın yeni serinin gösterildiği Japon anime sektöründe kayda oldukça değer bir öğedir.

Bu yazı ise bu serilerin başarılara ışık tutmak adına benzerliklerini/farklılıklarını incelemektedir. Başka serilere göndermeler olduğu gibi genel plota dair spoiler da kullanılmıştır. Bu nedenle ilgili 3 seri izlenmeden okunulmaması tavsiye olunur. Bu animelerin tanıtımlarını seriler, ayrıntılı tanıtımlarını ise incelemeler bölümümüzde bulabilirsiniz.


Related posts:<ol><li><a href='http://www.cafebunka.com/bleach' rel='bookmark' title='Permanent Link: Bleach'>Bleach</a></li>
<li><a href='http://www.cafebunka.com/seiyuu-derken' rel='bookmark' title='Permanent Link: Seiyuu Derken!!!!'>Seiyuu Derken!!!!</a></li>
<li><a href='http://www.cafebunka.com/get-backers' rel='bookmark' title='Permanent Link: Get Backers'>Get Backers</a></li>
</ol>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><!-- 		@page { margin: 2cm } 		P { margin-bottom: 0.21cm } --></p>
<p style="margin-bottom: 0cm;">3 büyükler deyince futbol bir yana anime dünyasında insanın aklına şunlar geliyor: One Piece, Naruto, Bleach.</p>
<p style="margin-bottom: 0cm;">Uzun aylar boyunca her hafta izlenme rekorları kırmak, özellikle her gün bir yığın yeni serinin gösterildiği Japon anime sektöründe kayda oldukça değer bir öğedir.</p>
<p style="margin-bottom: 0cm;">Bu yazı ise bu serilerin başarılara ışık tutmak adına benzerliklerini/farklılıklarını incelemektedir. Başka serilere göndermeler olduğu gibi genel plota dair spoiler da kullanılmıştır.  Bu nedenle ilgili 3 seri izlenmeden okunulmaması tavsiye olunur. Bu animelerin tanıtımlarını seriler, ayrıntılı <img class="alignright size-medium wp-image-647" title="AnimeTV-Naruto" src="http://www.cafebunka.com/wp-content/uploads/2009/11/AnimeTV-Naruto-257x300.jpg" alt="AnimeTV-Naruto" width="208" height="243" />tanıtımlarını ise incelemeler bölümümüzde bulabilirsiniz.<img class="size-thumbnail wp-image-645 alignleft" title="bleach36" src="http://www.cafebunka.com/wp-content/uploads/2009/11/bleach36-150x150.jpg" alt="bleach36" width="150" height="150" /><img class="size-full wp-image-646 alignleft" title="one_piece" src="http://www.cafebunka.com/wp-content/uploads/2009/11/one_piece.bmp" alt="one_piece" width="230" height="173" /></p>
<p style="margin-bottom: 0cm;">Başarılı bir seri yaratmak zordur. Hem popüler hem başarılı bir seri yaratmak ise çok daha zordur. Birçok kişiye hitap etmelisiniz, popülerliği yakalayacak öğelere sahip olmalı, bunun yanında popülerliğinizin arkasını dolduracak kalitede yapıya sahip olmalısınız.</p>
<p style="margin-bottom: 0cm;">Bazı seriler anlaşmaları olan 12 bölümü bile yayınlayamazken bu seriler 100leri 200leri 300leri bulmuş, ortalama bir serinin bölüm sayısından fazla filler (doldurma bölüm) bile yayınlamışlardır. Bu yazı hazırlanırken, hala yayın hayatlarına devam etmekte ve daha uzun zaman da devam edecek gibi gözükmektedirler.</p>
<p style="margin-bottom: 0cm;">Öncelikle kısa kısa bu animelerin konusunu hatırlatalım:</p>
<p style="margin-bottom: 0cm;"><strong>Bleach:</strong> Küçüklüğünden beri gördüğü ruhlara yardım etmeye çalışan Ichigo’nun yolu bir ölüm tanrısı olan Rukia ile kesişir. Bu karşılaşma sonrasında ölüm tanrısı güçleri kazanacak ve sevdiklerini korumak için bu gücünü kullanmaya başlayacaktır.</p>
<p style="margin-bottom: 0cm;"><strong>Naruto:</strong> Şeytani 9 kuyruklu tilkiyi bedeninde mühürlenmiş taşıyan Naruto, insanların kendisine bu güçten dolayı olan haksız yaklaşımından yılmamış, kendini kabul ettirmek ve köyünün bir numaralı koruyucusu olmayı hedef alarak kendini geliştirmeye çalışmaktadır.</p>
<p style="margin-bottom: 0cm;"><strong> One Piece:</strong> Efsanevi korsan kralının hazinesini bulmak üzere yola koyulmuş, şeytan meyvesi yiyerek vücudunu esnetme gücüne sahip olmuş bir gencin tayfası ile olan maceraları konu alınmaktadır.</p>
<p style="margin-bottom: 0cm;">Öncelikle bu 3 büyüklerin ortak özelliklerini sıralamak ve bunların üzerinden geçmek istiyorum:</p>
<h2 style="margin-bottom: 0cm;">**Bir kere en bariz özellik bu üçünün de “shounen”  diye adlandırılan tür kapsamına girmesi.</h2>
<p style="margin-bottom: 0cm;">Bu “shounen” kavramını açalım. Daha çok genç erkek grubunu hedefleyen tarzda yapımları sınıflandırmak için kullanılmış bir kavramdır. Genelde aksiyon, komedi, süper güç gibi öğeler ve fan service denilen dişi karakterlerin görsel malzeme sağladığı öğeler içeririler. Ama bu genllemedir. Bir shounen de illa olmazsa olmaz öğeler değildir, dediğim gibi sınıflandırma genel olarak genç erkeklere kendini izletmeyi-okutmayı hedefleyen yapımlardır.</p>
<h2 style="margin-bottom: 0cm;">** Ana karakterin cinsiyeti</h2>
<p style="margin-bottom: 0cm;">Ne bekliyordunuz dişi mi olsaydı?</p>
<h2 style="margin-bottom: 0cm;">**Ana karakterin özellikleri</h2>
<p style="margin-bottom: 0cm;">Herşeyden önce ana karakteri ana karakter yaparsınız çünkü onda diğerlerinde olmayan bir özellik, bir farklılık vardır. Bu özellikte genelde temel olarak başkalarını etkileme gücüdür. Bu 3 serideki ana karakterlerimiz de fiziki gücün yanısıra (çeşitli tekniklerle kazanılmış), basit akıllı, kompleks düşünmeyen, savaş sırasında öğrenen (kendini sürekli geliştiren), “nakama” bağımlısı (dostlarını koruyan), potansiyel sahibi, hayatında yakın arkadaş/rakip ilişkisine sahip birileri olan ve ebeveynlerden en az birini kaybetmiş kişilerdir. One Piece ve Naruto’da karakterin gerçekleştirmek istediği belirgin bir hayali vardır.</p>
<p style="margin-bottom: 0cm;">Çoğu animede ana karakterin ebeveynlerinden en az birini küçükken kaybetmiş olması tesadüf değildir. Animelerde zorluklara rağmen ayakta kalabilme, geleceğe bakma ve umudunu kaybetmeme, yapabileceğinin en iyisini yapma, denemeden pes etmeme gibi özellikler iyi ve güçlü birinin sahip olması gerekli özelliklerdir mesajları vardır. Ebeveynin küçük yaşta kaybedilmesi ve ya hiç tanınmaması ise karakterin bugünkü haline gelene kadar zorluklardan geçtiğinin kısa yoldan garantisidir.</p>
<p style="margin-bottom: 0cm;"><img class="alignleft size-medium wp-image-648" title="bleach_intro" src="http://www.cafebunka.com/wp-content/uploads/2009/11/bleach_intro-300x225.jpg" alt="bleach_intro" width="300" height="225" />Yine verilmek istenen mesajlardan olan sürekli kendini geliştirme de ana karakterlerin temel vasıflarındandır. (ki zaten endüstriyel alandaki sürekli iyileştirme terimi Japonlar tarafından literatüre geçirilmiştir) Bu sürekli kendini geliştirme, daha iyi olma sadece ana karakterlerde değil yan karakterlerde de özellikle rakip karakterlerde de gözlenir. Bu da çok normaldir çünkü karakterler kendilerini geliştirmezse izleyici yeni teknikler, daha süper ober duper güçler göremez ve sırf bu yönünü seven bir kitle vardır.</p>
<p style="margin-bottom: 0cm;">Ama bu kendini geliştirme asla bitmez çünkü üstün her zaman bir üstü vardır. Zaten çoğu dövüş, hikaye arkı ilk başta kötülük tarafının kahramanının güç gösterisi ve iki tarafın güçleri arasındaki farkın gösterilmesi ile, ana karakterin çok feci dayak yemesi kendini zayıf ve güçsüz hissetmesi ile başlar. Son dövüşe kadar kötü karakter yenilemez, durdurulamazdır, etraftakiler bu düşünceye bile gülerler ama kahraman denemeden bilemezsin diyerek gücünü bayılma noktasına, bazen daha sonrasında bile, kullanarak sonucu elde eder. Ama bitti diye merak etmezsiniz çünkü kahraman artık daha güçlüdür ama bir sonraki kötü de o zamana kadar diğerleriyle kıyaslanamayacak güçtedir. Son dövüş genelde karakterlerin normal bir insandan daha kısa sürede öğrendikleri yeni gücünü kullanması tek başına yeterli olmayınca başkalarını koruma duygusuyla çok sinirlenmesi ve pes etmeme inatçılığıyla saldırması ile kazanılır. Zaten muhtemelen o son dövüşe kadar siz kötü tarafın neden kötülük yaptığını öğrenmiş olacaksınız ve dövüşün sonunda karakter ve yenilen karşı taraf arasında bir saygı ve anlayış gözlemlersiniz. 3 animede de çoğu kötü aslında kötü değildir de şartlar onları öyle yapmıştır, genelde son anda da eğer çok çok güçlü sunulmuşlarsa karizmalarına zeval gelmesin diye o aslında kendisi son anda vurulmaya izin verdi modunda yenilirler.</p>
<p style="margin-bottom: 0cm;">Sürekli tartışan kavga eden karakterlerin aslında çok iyi arkadaş olduğu inancı nedendir bilinmez Japonya’da pek popüler. Çoğu animede tartışan çiflere yoldan geçen alakasız kişinin bile oo ne güzel anlaşıyorsunuz dediği görülür. İlk başta garip gelen bu durum alakasız bir anime olacak ama Fruits Basket’da kavga etmeleri birbirlerini anladıklarını gösterir, anlamasalar niye kavga etsinler, onlar aslında iletişimin bir formu diye ifade edildiğinde biraz mana kazanır. Ama asıl mana rakip ile ana karakter arasındaki ilişkinin görevinden ortaya çıkar. Rakibin varlığı, yakın arkadaş dahi olsa, karakteri kendini sürekli geliştirmeye, rekabetlerinde yenilmemeye yöneltir.  Bu da daha önce açıkladığımız üzere iyi bir vasıftır. Ne demişler kötü arkadaşın olacağına iyi düşmanın olsun. Bu tam olmadı da iyi bir rakip hayatına anlam kazandırır, başarıların daha zevkli olur, seni anlar, gözlerinizle anlaşırsınız, kendini ileriye götürmene yardımcı olur gibi bir durum vardır. Bunu bir go maçında bile yaşayabilirsiniz.<img class="size-medium wp-image-649 alignright" title="op_songs" src="http://www.cafebunka.com/wp-content/uploads/2009/11/op_songs-277x300.jpg" alt="op_songs" width="277" height="300" /></p>
<p style="margin-bottom: 0cm;">Şu başkalarını etkileme gücünün üzerinden tekrar geçelim. Çok süper güçlü rakipler olsun, aynı tarafın liderleri olsun, tek bölümlük karakterler olsun hepsi size ana karakterin gözünde birşeyler olduğunu (bakışının yani ) onları bir şekilde etkilediğini ve sözlerinin kafalarında yankılandığını söyleyecektir.</p>
<p style="margin-bottom: 0cm;">Karakterlerin gücünden bahsetmiştik. Çoğu shounen animesinde gözlendiği üzere bu 3 karakter de insan üstü güçlere sahip. Zaten sıradan bir insan göre daha dayanıklı, güçlü olmalarını bekliyorduk ama 3ünün de içlerinde bastırılmış bir kötü güç olmasına da tesadüf demeye pek dilim varmıyor. Bence masum görünen bir özelliğin altında insanın kötü yanlarının simgelenmesi, kötü yanın da bir parça olarak kabul edilip ben bütünüm ve iyiyi seçiyorum mesajını güçlendirme adına da sembolik yanları var.  Kötü tarafın kontrol kaybedildiğinde ortaya çıkıp aşmış bir güç gösterisinde bulunması da bonusu. Naruto’nun içine tüm zamanların en kuyruklu (kuyruk sayısı arttıkça güç de artıyor) tilki şeytanının olması, Ichigo’nun içinden söküp atamadığı Hollow yanı, Luffy’nin zaten Şeytan meyvesinden gücünü alması (kabul diğerleri kadar bariz bir gönderme değil).</p>
<h2 style="margin-bottom: 0cm;">**Çok sayıda karakter.</h2>
<p style="margin-bottom: 0cm;">Karakterleriniz ne kadar oturmuş ne kadar gelişim gösteren olsa da, özellikle uzun soluklu serilerde çok sayıda karakter bulunması hem konu sıkıntısını azaltmaya hem de farklı ilişkiler &#8211; durumlar yaratmaya yardımcı olur. Zaman kısıtlaması olmadığından sevilen bir yan karakter seri boyunca karşınıza sık sık çıkabilir ve onun da geçmişini, karakteri hakkında gerekli-gereksiz ayrıntıları öğrenirsiniz. Dozunda yapıldığında yan karakterleride benimsersiniz ve sıradan bir hikaye bile size anlamlı ve güzel gelir.</p>
<p style="margin-bottom: 0cm;">(Solda bleach karakterlerinin Naruto hikayesine adapte olarak gösteren bir fan çalışması var)<img class="alignleft size-medium wp-image-651" title="bleach-3" src="http://www.cafebunka.com/wp-content/uploads/2009/11/bleach-3-300x225.jpg" alt="bleach-3" width="300" height="225" /></p>
<h2 style="margin-bottom: 0cm;">**Uzun Plot</h2>
<p style="margin-bottom: 0cm;">Çeşitli story arcları olsa da alttan devam eden bir plot. Luffy tek kişi başladığı yolculuğunda bir sürü yer görüp bir sürü kişiyle arkadaş olur, bir yığın macera geçirir, zamanı takip etmezsiniz ama yolculuğun neden yapıldığı her bölüm size hatırlatılır, Gold Roger’in efsanevi hazinesi “One Piece” i bulmak. Naruto’da kendini kabullendirme adına Hokage olmayı aklına sokmuştur. Geçmesi gereken eğitimler, bitirmesi gereken görevler vardır. Yolda takım arkadaşı kötü yola düşer ve onu da kurtarmak ister ama ne için çalıştığını biliriz. Bir arkadaşını bile kurtaramayan ninjadan Hokage olur mu olmaz  Bleach için plot değişir gözükse de, önce kötü ruhlar vardı sonra Rukia kaçırıldı, sonra ihanet, sonra Orihime kaçırıldı hepsi Shinigami dünyasındaki güç dengesini değiştirmek üzere bir adamın girişimlerinin etkileridir. Ve Ichigo, çatık kaşları aksini iddia etsede, çok iyi bir insan olduğundan çevresindekilerin zarar görmemesi için bu konuda çalışmaktadır.</p>
<p style="margin-bottom: 0cm;">Devam edecek&#8230;.</p>
<p style="margin-bottom: 0cm;">


<p>Related posts:<ol><li><a href='http://www.cafebunka.com/bleach' rel='bookmark' title='Permanent Link: Bleach'>Bleach</a></li>
<li><a href='http://www.cafebunka.com/seiyuu-derken' rel='bookmark' title='Permanent Link: Seiyuu Derken!!!!'>Seiyuu Derken!!!!</a></li>
<li><a href='http://www.cafebunka.com/get-backers' rel='bookmark' title='Permanent Link: Get Backers'>Get Backers</a></li>
</ol></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.cafebunka.com/3-buyukler-bleach-naruto-one-piece-karsilastirmasi/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Sen to Chihiro no Kamikakushi (Spirited Away) Çözümlemesi 1</title>
		<link>http://www.cafebunka.com/sen-to-chihiro-no-kamikakushi-spirited-away-cozumlemesi</link>
		<comments>http://www.cafebunka.com/sen-to-chihiro-no-kamikakushi-spirited-away-cozumlemesi#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 19 Nov 2009 20:18:05 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Bogus</dc:creator>
				<category><![CDATA[Anime]]></category>
		<category><![CDATA[Özel Masa]]></category>
		<category><![CDATA[Hayao Miyazaki]]></category>
		<category><![CDATA[Sen to Chihiro no Kamikakushi]]></category>
		<category><![CDATA[Spirited Away]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.cafebunka.com/?p=156</guid>
		<description><![CDATA[Hayao Miyazaki'nin 2001 yapımı eseri Spirited Away, Chihiro ismindeki 10 yaşında küçük bir kızın ormanlık bir patikada karşısına çıkan tünelin içinden geçmesi ile girdiği bambaşka bir dünyadaki maceralarını anlatıyor.

Ruhlar Dünyasına yaptığı yolculukta Chihiro büyümenin, bir iş ve sorumluluk sahibi olmanın zorluklarına alışmak ve kendi ayaklarının üzerinde durmayı öğrenmek zorundadır. Geldiği dünyaya geri dönmesinin, annesini ve babasını kurtarmasının tek yolu Yubaba'ya bir iş karşılığında verdiği ismini geri almaktır.

Bu maceraları sırasında ona en çok yardım eden Haku adında bir çocuktur ve bu ikilinin kaderi daha önce de olduğu gibi bir kez daha kesişmiştir.

Spirited Away'in altında yatan anlamları, Miyazaki'nin kullandığı sembolleri ve daha fazlasını yazının devamında bulabilirsiniz...

Dikkat! Buradan sonraki yazılar Spoiler içermektedir. Filmi izlememiş olanların okumaması önerilir. 


Related posts:<ol><li><a href='http://www.cafebunka.com/sen-to-chihiro-no-kamikakushi-spirited-away-cozumlemesi-2' rel='bookmark' title='Permanent Link: Sen to Chihiro no Kamikakushi (Spirited Away) Çözümlemesi 2'>Sen to Chihiro no Kamikakushi (Spirited Away) Çözümlemesi 2</a></li>
<li><a href='http://www.cafebunka.com/sen-to-chihiro-no-kamikakushi-spirited-away' rel='bookmark' title='Permanent Link: Sen to Chihiro no Kamikakushi (Spirited Away )'>Sen to Chihiro no Kamikakushi (Spirited Away )</a></li>
<li><a href='http://www.cafebunka.com/mononoke-hime-bolum2-mononoke-hime-nin-felsefesi' rel='bookmark' title='Permanent Link: Mononoke-Hime. Bölüm2: Mononoke-hime&#8217; nin felsefesi&#8230;'>Mononoke-Hime. Bölüm2: Mononoke-hime&#8217; nin felsefesi&#8230;</a></li>
</ol>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><!-- 		@page { margin: 2cm } 		P { margin-bottom: 0.21cm } --></p>
<p style="margin-bottom: 0.49cm;"><img class="alignleft size-medium wp-image-632" title="spirited-away" src="http://www.cafebunka.com/wp-content/uploads/2009/11/spirited-away-236x300.jpg" alt="spirited-away" width="236" height="300" />Hayao Miyazaki&#8217;nin 2001 yapımı eseri Spirited Away, Chihiro ismindeki 10 yaşında küçük bir kızın ormanlık bir patikada karşısına çıkan tünelin içinden geçmesi ile girdiği bambaşka bir dünyadaki maceralarını anlatıyor.</p>
<p style="margin-top: 0.49cm; margin-bottom: 0.49cm;">Ruhlar Dünyasına yaptığı yolculukta Chihiro büyümenin, bir iş ve sorumluluk sahibi olmanın zorluklarına alışmak ve kendi ayaklarının üzerinde durmayı öğrenmek zorundadır. Geldiği dünyaya geri dönmesinin, annesini ve babasını kurtarmasının tek yolu Yubaba&#8217;ya bir iş karşılığında verdiği ismini geri almaktır.</p>
<p style="margin-top: 0.49cm; margin-bottom: 0.49cm;">Bu maceraları sırasında ona en çok yardım eden Haku adında bir çocuktur ve bu ikilinin kaderi daha önce de olduğu gibi bir kez daha kesişmiştir.</p>
<p style="margin-top: 0.49cm; margin-bottom: 0.49cm;">Spirited Away&#8217;in altında yatan anlamları, Miyazaki&#8217;nin kullandığı sembolleri ve daha fazlasını yazının devamında bulabilirsiniz&#8230;</p>
<p><!-- 		@page { margin: 2cm } 		P { margin-bottom: 0.21cm } --></p>
<p style="margin-top: 0.49cm; margin-bottom: 0.49cm;"><strong>Dikkat! Buradan sonraki yazılar Spoiler içermektedir. Filmi izlememiş olanların okumaması önerilir. </strong></p>
<p style="margin-top: 0.49cm; margin-bottom: 0.49cm;"><strong>Editör Notu: Yazının çok uzun olması nedeniyle iki kısıma ayırmanın okuma kolaylığı yaratacağını düşündüm, lütfen ikinci kısmı okumayı da unutmayın!!<br />
</strong></p>
<h2 style="margin-top: 0.49cm; margin-bottom: 0.49cm;">Filmin Çözümlemesi:</h2>
<p style="margin-top: 0.49cm; margin-bottom: 0.49cm;">Spirited Away’in ne anlattığını tek kelime ile özetlemek gerekirse “Büyümek” en doğru kelime olacaktır. Miyazaki’nin 2001 yapımı Oscar’lı animasyon filmi Sen to Chihiro no Kamikakushi 10 yaşındaki Chihiro’nun çocukluktan yetişkinliğe attığı ilk adımını alegorik bir şekilde anlatıyor.</p>
<p style="margin-top: 0.49cm; margin-bottom: 0.49cm;">Miyazaki’nin gözünde büyümek elbette sadece kapladığımız fiziksel alanın büyümesinden ibaret değil. İnsanların çocukluklarını terk edip bir yetişkin gibi düşünmeye başlamaları belki de gerçek olan ve dönüşü olmayan tek büyüme.</p>
<p style="margin-top: 0.49cm; margin-bottom: 0.49cm;">Peki çocukluğumuzu kaybedip, ya da arkamızda bırakıp nasıl bir yetişkine dönüşüyoruz? Bu bir gece de mi gerçekleşiyor? Akşam yatıp sabah kalktığımızda kendimizi bir yetişkin olarak mı buluyoruz? Ya da hepimizi bir yetişkine dönüştüren, çocukluğumuzun izlerini üzerimizden silen, bizi sorumluluklarla ve kısıtlamalarla hapseden bir güce yenik mi düşüyoruz&#8230;</p>
<p style="margin-top: 0.49cm; margin-bottom: 0.49cm;">Chihiro’nun çocukluğundan yetişkinliğe geçişi bir tünelin ucunda başlayıp tekrar aynı tünelin başladığı ucunda son buluyor.</p>
<p style="margin-top: 0.49cm; margin-bottom: 0.49cm;">Peki yetişkin olmak bizden neleri alıp götürür?</p>
<p style="margin-top: 0.49cm; margin-bottom: 0.49cm;">Filmin başında Chihiro’nun annesi ve babası yeni taşınacakları evi bulmaya çalışırken ormanlık bir patikada karşlılarına çıkan bir tünelin içinden geçerek yemyeşil bir ovaya kurulmuş, bir eğlence parkı sandıkları binalar ile karşılaşırlar. İçlerinden geçtikleri tünel üzerinde bir saat kulesi de olan dev bir binanın içinden geçmektedir aslında. Chihiro’nun annesi arka planda bir tren sesi duyar.</p>
<p style="margin-top: 0.49cm; margin-bottom: 0.49cm;">Tünel şüphesiz Ruhlar Dünyası ile gerçek dünya arasında bir bağlantı görevi görmektedir. Bu yönden Alice’in içine girdiği tavşan deliği ile hemen hemen aynı işlevi görür. Beyaz Tavşan’ın taşıdığı ve sürekli bakarak geç kalmaktan endişelendiği saat de karşımıza tünelin üstündeki bir kulede çıkar. Ancak burada saat kulesini sadece Alice Harikalar Diyarında eserine bir gönderme amacı ile konduğunu düşünmemeliyiz. Tünelin üzerindeki saat muhtemelen tünelin sembolize ettiği dönüşümün zamana bağlı bir şey olduğunu simgesel yoldan anlatmak için oraya konmuştur.</p>
<p style="margin-top: 0.49cm; margin-bottom: 0.49cm;">Chihiro ve ailesi tünelden geçtikten sonra karşılarına çıkan yeşillikte kurumuş bir nehir yatağı ile karşılaşırlar. Bu nehrin de ötesinde eski Japon mimarisi ile yapılmış dükkanlar ve evler vardır. Chihiro’nun babası Akio Ogino, burnuna gelen yemek kokuları yüzünden belki de bu eğlence parkının halen açık olduğu kanısına varır ve karısı ile birlikte Chihiro’yu da peşlerinden sürükleyerek kokunun kaynağını aramaya koyulur. Chihiro’nun ailesi tüneli gördükleri zamandan beri sürekli olarak daha da engellenemez bir şekilde, Chihiro’nun itirazlarını dinlemeden, yürümeye ve yemek kokusunun geldiği yeri aramaya devam ederler.</p>
<p style="margin-top: 0.49cm; margin-bottom: 0.49cm;">Nihayet karşılarına güzel yemeklerle dolu bir restoran çıkar ama görünürde hiç kimse yoktur. Küçük kızın annesi ve babası birileri geldiğinde parasını öderiz diyerek yemekleri yemeğe başlar ve doymak bilmez bir açlıkla hızlı hızlı yerler. Chihiro’yu da yemesi için teşvik ettikleri halde kız kabul etmez ve etrafı araştırmak için dolaşmaya başlar. Bu sırada kızın anne babası Chihiro’yu unutmuş ve yemeklere gömülmüşlerdir.</p>
<p style="margin-top: 0.49cm; margin-bottom: 0.49cm;">Miyazaki pek çok eserinde yaptığı gibi bu eserinde de hikayenin en başına daha sonradan bağlayacağı, hikayenin sonunu müjdeleyen bir simge koymuştur. (Foreshadowing) Ailenin kurumuş yatağından geçtikleri nehir şüphesiz hem hava kararınca oluşan ve tünel ile kasabayı ayıracak olan büyük nehri, hem de Hiko’nun gerçek kimliğini ve dönüşümünü müjdelemektedir.</p>
<p style="margin-top: 0.49cm; margin-bottom: 0.49cm;">Peki Chihiro’yu etkilemeyen ama anne babasını sürekli daha da ileriye çeken bu merak ve yemeklere karşı koymalarını engelleyen iç güdü nedir? Şüphesiz çocukluktan erişkinliğe geçtiğimizde elde ettiğimiz hırs, aç gözlülük ve tatminsizlik duygularımız.</p>
<p style="margin-top: 0.49cm; margin-bottom: 0.49cm;">Chihiro etrafı gezerken bir köprünün karşısında dev bir Hamam (Banyo Evi-Sento) görür ve tam köprüyü geçecekken karşısında beliren bir çocuk hava kararmadan ona geri dönmesini söyler. Chihiro anne babasını almak için geri koşar ama onların bir domuza dönüştüğünü görür.</p>
<p style="margin-top: 0.49cm; margin-bottom: 0.49cm;">Domuz ve doymak bilmez aç gözlülük arasındaki ilişkiyi fark etmemek imkansızdır. Chihiro’nun ailesi tanrılara sunulan yemekleri hiç düşünmeden mideye indirdikleri ve doymak bilmeden çatlayana kadar yemeye devam ettikleri için domuza dönüştürülmüşlerdir. Chihiro ise hiç bir yemeğe dokunmadığı için bu lanetten uzak kalmıştır.<img class="alignright size-full wp-image-633" title="araipic1" src="http://www.cafebunka.com/wp-content/uploads/2009/11/araipic1.jpg" alt="araipic1" width="410" height="296" /></p>
<p style="margin-top: 0.49cm; margin-bottom: 0.49cm;">Daha sonradan öğreniriz ki Yubaba’nın dünyasında çalışmayan herkes bir hayvana dönüştürülür. Ancak buna karşılık Banyo Evi’ni yöneten Yubaba isimli cadı kendisinden iş isteyen herkese bir iş vermek zorundadır. Elbette bir bedel karşılığında. Çalışmak isteyenlerin isimleri.</p>
<p style="margin-top: 0.49cm; margin-bottom: 0.49cm;">Güneş battığında etrafta pek çok Ruh (ki aslında bunlar rahatlamak isteyen Tanrılardır.) belirir ve hepsi Chihiro’nun gördüğü köprüden geçerek Banyo Evi’ne girerler. Bu sırada Chihiro giderek solgunlaşmaya ve yavaş yavaş kaybolmaya başlar. Köprü’de gördüğü erkek çocuk yardımına koşar ve ona bu dünyaya ait bir şey yemezse ortadan kayboalcağını söylerek ona küçük bir yemek verdikten sonra onu Banyo Evi’ne götürür. Chihiro bir hayvana dönüştürülmek istemiyorsa kazan dairesinde çalışan Kamaji’den bir iş istemek zorundadır. Chihiro bu sırada diğerlerinin onun bir insan olduğunu anlamamaları için nefesini tutmak zorundadır.</p>
<p style="margin-top: 0.49cm; margin-bottom: 0.49cm;">Miyazaki bir kaç saniye içersinde önümüze pek çok sembol koymuştur ve bunların bazılarının içinden çıkmak da pek mümkün değildir. Hava kararınca tünel ile parkın arasında bir nehrin oluşması, Tanrıların ve Ruhların gemilerle ve tren sayesinde ortaya çıkması çok da şaşırtıcı değildir. Nehri geçen gemi fikri özellikle öldüğümüzde bizi ölüler dünyasına götürecek olan Hades’in sandalcısı Charon’u akla getirir. Gerçekten de bir kez hava kararınca ve Ruhlar Dünyasına geçiş tamamlanınca Chihiro’yu gerçek dünyaya götürecek olan tünel’e giden yol devasa bir nehir tarafından kesilir. Diğer dünyaları birbirine bağlayan bir diğer vasıta da trendir. Bu tren daha sonra da karşımıza çıkacaktır.</p>
<p style="margin-top: 0.49cm; margin-bottom: 0.49cm;">Gerek Chihiro’nun bir insan olduğunu ortaya çıkaran nefesi, gerekse geçilen köprüler, nehirler, uzun ince tünel ve tepesindeki saat uzak da olsa ölümü, buna bağlı olarak da yaşamı sembolize etmektedir. Belki de öldüğümüz zaman geleceğimiz yer burasıdır. Ancak buna dair herhangi somut bir söylem filmde karşımıza çıkmaz.</p>
<p style="margin-top: 0.49cm; margin-bottom: 0.49cm;">Peki ya bu dünyanın yemeğini yemezsek bu dünyadan kaybolacağımız ne anlama geliyor? Çalışmayanların, çalışmadıkları halde aç gözlü bir şekilde yemek yiyenlerin ise birer hayvana dönüştürüleceği neyi sembolize ediyor? Peki tüm bu şartlara rağmen çalışmayı kabul edersek neden karşılığında ismimizi vermek zorunda kalıyoruz? Ve Yubaba nasıl oluyor da bize ismimiz sayesinde hükmedebiliyor?</p>
<p style="margin-top: 0.49cm; margin-bottom: 0.49cm;">Aslında yukarıda sorulan soruların cevaplarının hepsi bizi şu anda içinde yaşadığımız dünyayı tasvir etmeye zorluyor. Bu dünyanın yemeğini yemezsek belki şeffaflaşmıyoruz ama elbette biz de yok oluyoruz. Yemek bulmamız için de çalışmamız gerekiyor.</p>
<p style="margin-top: 0.49cm; margin-bottom: 0.49cm;">Dünyadaki bütün canlılar bir şekilde yemek yiyorlar. Ancak dünyada sadece insan ve onun evcilleştirdiği ve yine yemek için kullandığı hayvanlar yiyecek alabilmek için çalışmak zorundalar. Miyazaki’nin dünyasındaki “Eğer yapacak bir işin olmazsa Yubaba seni bir hayvana dönüştürür.” cümlesi aslında sadece onun yarattığı dünyaya özgü olan bir şey değil. Bizim dünyamızda da sadece hayvanlar çalışmak zorunda olmadığına göre bütün insanlar yemek bulabilmek ve hayatta kalabilmek için bir iş bulmak zorundalar.</p>
<p style="margin-top: 0.49cm; margin-bottom: 0.49cm;">Peki iş karşılığında Yubaba’ya bir kısmını verdiğimiz ismimiz ne anlama geliyor?</p>
<p style="margin-top: 0.49cm; margin-bottom: 0.49cm;">Kabul edelim ki, şu anda hiç birimiz çocukken olduğumuz insanlar değiliz. Hepimizin sorumlulukları, yapması gereken görevleri var. Bundan binlerce yıl önce ateşi bulan insan önüne yemek koyabilmek için bir kalite mühendisi veya taksi şoförü olması gerekeceğini düşünemezdi. Aslında aradan geçen binlerce yılda ateş ve yemek kavramı hiç değişmediği halde ikisini bir araya getiren şeyin kavramı oldukça büyük bir değişikliğe uğradı. Eskiden avlanmak yeterken şimdi meslekler, para ve hayat standartları gibi şeylerle uğraşıyoruz.</p>
<p style="margin-top: 0.49cm; margin-bottom: 0.49cm;"><img class="alignleft size-full wp-image-634" title="t.php" src="http://www.cafebunka.com/wp-content/uploads/2009/11/t.php_.jpg" alt="t.php" width="276" height="160" />O halde biz mağarasında bulduğu ateşle avladığı hayvanın etini yiyen insanlar değiliz artık. Her bir mesleğin doğuşunda kendimize yeni karakterler, yeni roller biçtik ve artık geldiğimiz noktada hepsini kendi başına başaran insandan o kadar uzak bir yerde bulduk ki kendimizi, artık ne hayvanı avlamayı, ne derisini yüzüp etini işlemeyi ne de ateşi yakmayı biliyoruz. Artan sayımız ve aç gözlülüğümüz yüzünden eskiden olduğumuz şeyi çoktan unuttuk. Bu gün bir taksi şoförü ile bir kalite mühendisini ortak noktada buluşturan tek şey, her ikisinin de çocukken olmadıkları insanlar olmaları ve bu yolda farklı rolleri karınlarını doyurmak adına üstlenmek zorunda kalmış olmalarıdır.</p>
<p style="margin-top: 0.49cm; margin-bottom: 0.49cm;">Yubaba bize bir iş verip karşılığında bizden ismimizi aldığında aslında bizi biz yapan şeyi de bozup bizi başka bir şeye dönüştürüyor. Bugün karnını doyurmak için günün 10 saatini aslında olmak istemediği bir yerde yapmak istedemediği bir işi yaparak geçiren milyonlarca insan var. Bir hayvan olmadığımızdan ve bu dünyadan yok olmak istemediğimiz için karşılığında benliğimizi, bizi biz yapan sihri; bir anlamda özümüzü bozup, ya da para karşılığında satıp başka bir şeye dönüşüyoruz. Ve bunu sürdürmek istediğimiz müddetçe de ister Yubaba, ister Unilever, isterse P&amp;G olsun, ismimiz karşılığında bize burada bulunma ve hizmet etme hakkını (dayatmasını) sunacak birileri mutlaka olacak.</p>
<p><strong>Bu yazının devamı var!! Lütfen ilginizi çektiyse  ilgili etiketlerden ve ya yine anime kategorisi altındaki özel masa kısmından yazının devamını okumayı unutmayın!!</strong></p>


<p>Related posts:<ol><li><a href='http://www.cafebunka.com/sen-to-chihiro-no-kamikakushi-spirited-away-cozumlemesi-2' rel='bookmark' title='Permanent Link: Sen to Chihiro no Kamikakushi (Spirited Away) Çözümlemesi 2'>Sen to Chihiro no Kamikakushi (Spirited Away) Çözümlemesi 2</a></li>
<li><a href='http://www.cafebunka.com/sen-to-chihiro-no-kamikakushi-spirited-away' rel='bookmark' title='Permanent Link: Sen to Chihiro no Kamikakushi (Spirited Away )'>Sen to Chihiro no Kamikakushi (Spirited Away )</a></li>
<li><a href='http://www.cafebunka.com/mononoke-hime-bolum2-mononoke-hime-nin-felsefesi' rel='bookmark' title='Permanent Link: Mononoke-Hime. Bölüm2: Mononoke-hime&#8217; nin felsefesi&#8230;'>Mononoke-Hime. Bölüm2: Mononoke-hime&#8217; nin felsefesi&#8230;</a></li>
</ol></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.cafebunka.com/sen-to-chihiro-no-kamikakushi-spirited-away-cozumlemesi/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Mononoke-Hime. Bölüm2: Mononoke-hime&#8217; nin felsefesi&#8230;</title>
		<link>http://www.cafebunka.com/mononoke-hime-bolum2-mononoke-hime-nin-felsefesi</link>
		<comments>http://www.cafebunka.com/mononoke-hime-bolum2-mononoke-hime-nin-felsefesi#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 19 Nov 2009 20:03:25 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Bogus</dc:creator>
				<category><![CDATA[Anime]]></category>
		<category><![CDATA[Özel Masa]]></category>
		<category><![CDATA[Hayao Miyazaki]]></category>
		<category><![CDATA[Mononoke Hime]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.cafebunka.com/?p=151</guid>
		<description><![CDATA[Mononoke-hime' nin felsefesini anlamak için sorular soruyoruz. Dünyanın en eski hikayesinin anlatmak istediği şeyleri bulabilecek miyiz? Bulamayacak bile olsak deneyebiliriz...
Mononoke'nin bize sorduğu sorular ve bulduğumuz cevaplar... Mononoke-hime' nin son bölümü...


Related posts:<ol><li><a href='http://www.cafebunka.com/mononoke-hime-princess-mononoke' rel='bookmark' title='Permanent Link: Mononoke Hime (Princess Mononoke)'>Mononoke Hime (Princess Mononoke)</a></li>
<li><a href='http://www.cafebunka.com/mononoke-hime-bolum1-hikaye-anlatma-sanati-ve-bir-dehanin-hikayesi' rel='bookmark' title='Permanent Link: Mononoke-Hime. Bölüm1: Hikaye anlatma sanatı ve bir dehanın hikayesi&#8230;'>Mononoke-Hime. Bölüm1: Hikaye anlatma sanatı ve bir dehanın hikayesi&#8230;</a></li>
</ol>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><!-- 		@page { margin: 2cm } 		P { margin-bottom: 0.21cm } --></p>
<p style="margin-bottom: 0.49cm;">Mononoke-hime&#8217; nin felsefesini anlamak için sorular soruyoruz. Dünyanın en eski hikayesinin anlatmak istediği şeyleri bulabilecek miyiz? Bulamayacak bile olsak deneyebiliriz&#8230;</p>
<p style="margin-top: 0.49cm; margin-bottom: 0.49cm;">Mononoke&#8217;nin bize sorduğu sorular ve bulduğumuz cevaplar&#8230; Mononoke-hime&#8217; nin son bölümü&#8230;</p>
<p><!-- 		@page { margin: 2cm } 		P { margin-bottom: 0.21cm } --></p>
<p style="margin-top: 0.49cm; margin-bottom: 0.49cm;"><strong>Çok Önemli Not:</strong> Bu yazı ilk bölümün devam yazısıdır. İlk bölümü okunmadan okunmaması tavsiye edilir. İçinde eser ile ilgili pek çok spoiler vardır ve Anime&#8217;yi izlememiş olanlara tavsiye edilmez. Bu yazı eserin künye bilgilerini vermek amacı ile yazılmamıştır.</p>
<h2 style="margin-top: 0.49cm; margin-bottom: 0.49cm;"><img class="alignleft size-medium wp-image-628" title="Mononoke_Hime_02" src="http://www.cafebunka.com/wp-content/uploads/2009/11/Mononoke_Hime_02-300x225.jpg" alt="Mononoke_Hime_02" width="300" height="225" />Bölüm 2: Mononoke-hime&#8217; nin felsefesi</h2>
<p style="margin-top: 0.49cm; margin-bottom: 0.49cm;">Merak etmeyin, bu yazı diğeri kadar uzun olmayacak. Çünkü Hayao Miyazaki’nin iki saatte görüntü ve hikaye ile anlatmaya çalıştığı felsefeyi ben yazarak anlatamam. Ama sorduğu soruların altını çizebilirim.</p>
<p style="margin-top: 0.49cm; margin-bottom: 0.49cm;">Space Odyssey 2001’i okuyanlar veya seyredenler bilirler, bir maymun topluluğu bir sabah siyah obsidian taşına benzeyen dikdörtgen bir obje ile karşılaşırlar. Biz objenin ön tarafında, tüm maymunları şaşırtan tarafında ne olduğunu görmeyiz. Daha sonra ilk defa bir maymun yerdeki bir kemik parçasını silah olarak kullanarak bir başka maymunu öldürür. Kemik parçası aynı zamanda güç ve otorite objesi olmuştur.</p>
<p style="margin-top: 0.49cm; margin-bottom: 0.49cm;">Princess Mononoke’nin anlattıkları da bundan çok uzak değildir. Aslında anlattığı konu pek de orjinal sayılmayacak bir konu olduğu halde anlatım benim bu konu üzerinde bu güne kadar gördüklerimin en iyisidir. Kutsal kitaplarda bile geçecek kadar çok kullanılmış bir konudur bu. Adem’in bilgi elmasını yemesiyle başlar, Kabil’in Abil’i öldürmesi ile devam eder. O günden sonra da insan soylarının yarısının Kabil’den, yarısının Abil’den geldiği söylenir.</p>
<p style="margin-top: 0.49cm; margin-bottom: 0.49cm;">İnsanın cennet bahçesinden kovulması ve her yeni jenerasyonunda cinayet bile işleyecek kadar çürümesi göz ardı edilecek bir olgu değildir. Daha da ilginci bu hikayenin Sümerliler zamanında şekillenmesidir. Bu konuda daha fazla bilgi almak isteyenler Burak Eldem’in Marduk ile Randevu kitabını okuyabilirler.</p>
<p style="margin-top: 0.49cm; margin-bottom: 0.49cm;">Kısacası insanın doğa ile olan savaşı zekasına kavuştuğu gün başlar. Kendisine ayakkabı yapar ve daha uzaklara gidebilir, daha uzaklara yayılıp orada üreyebilir. Kalın kıyafetleri ile daha yükseklerde yaşayabilir, ateşi kullanarak ısınabilir. Dağda maden açıp demiri işleyebilir. Ama sadece doğaya kafa tutmak değildir bu. Her bir icat bizi içinden çıkıp geldiğimiz doğadan uzaklaştırır da aynı zamanda. Ormanın Ruhu çocuklara anlatılacak bir masal olabilir ancak. Saçmalama canım, ormanın ruhu mu olurmuş? Bu söz sizin içinizde en ufak bir kırılma ve burkulma oluşturuyorsa işte daha halen geldiğiniz özden kopmamışsınız demektir.</p>
<p style="margin-top: 0.49cm; margin-bottom: 0.49cm;">Hikayenin baş Antagonisti hiç şüphe yok ki Lady Eboshi ve işin kötüsü genel geçer Anime kuralı olarak daha önce de belirttiğim gibi maalesef haklı. Elinde olsa tüm ormanı yok edip içindeki tüm hayvanlardan arındıracak. Çünkü biliyor ki eğer doğaya boyun eğerek yaşarsa hiç bir zaman kendisini özgür hissedemeyecek. Lady Eboshi’nin isyanı aslında insanın doğaya olan isyanıdır. Bu gün asansöre bindiğinizde, bir yere gitmek için arabaya bindiğinizde, aslında hiç yaşamıyor olmanız gereken bir soğukta ısınmak için odun yaktığınızda insanın doğaya olan isyanına siz de katılmış oluyorsunuz. O yüzden kimse kalkıp da Lady Eboshi’nin tereddütsüz duruşuna kötü, haksız veya saçma diyemez.</p>
<p style="margin-top: 0.49cm; margin-bottom: 0.49cm;"><img class="alignright size-medium wp-image-629" title="fIYFIn7MLp0wpo1iYef4cYOro1_500" src="http://www.cafebunka.com/wp-content/uploads/2009/11/fIYFIn7MLp0wpo1iYef4cYOro1_500-149x300.jpg" alt="fIYFIn7MLp0wpo1iYef4cYOro1_500" width="149" height="300" />San ise Lady Eboshi’nin zıt kutbudur. Bir anlamda Ying’in Yang’idir. (Bkz anime klişeleri&#8230;) Hayvanların arasında büyüdüğü ve onların dilini konuşabildiği için insanın doğadan en az kopmuş en bakir halini temsil eder. Çok basit bir kaç aleti ve giysisi insanlığını gösteren yegane ip uçlarıdır.</p>
<p style="margin-top: 0.49cm; margin-bottom: 0.49cm;">Son olarak Ashitaka’nın pozisyonunu mercek altına alcak olursak onun durduğu yer tam ortadadır. Sürekli olarak bir oraya bir buraya yardım etmesinin sebebi budur. Hikayenin en başında onun yerleşik, tarımla uğraşan bir kasabadan geldiğini görmüştük. Tarım da dersini gördünüz ise bilirsiniz civilization demektir. Yani Ashitaka insanın doğadan kopmadan önceki son sınır karakolundadır.</p>
<p style="margin-top: 0.49cm; margin-bottom: 0.49cm;">San doğanın ona sundukları ile karnını doyurur. Lady Eboshi ise insanların ona sundukları ile daha da doğrusu demirden gelen paranın karşılığında insanların ona sundukları ile. Ashitaka ise hala kendi ekmeğini kendisi topraktan çıkartmaktadır. Meslek sınıfları kemikleşerek oluşmamıştır henüz küçük köyünde. Yarı insan, yarı hayvan gibi, diğer insanlarında yardımı ile, tarım bilgisi, haydi daha kolay olsun ilkel bir teknoloji yardımı ile hayatta kalır ve kendisini o son kopuşa sürükleyecek olan öfke ve nefret lanetine yavaş yavaş yaklaşmaktadır.</p>
<p style="margin-top: 0.49cm; margin-bottom: 0.49cm;">Irontown’a erzak taşıyan konvoy oraya aksiyon diye konmamıştır. Kurtların oraya saldırması tesadüf değildir. Eğer yemek o konvoy ile oraya ulaşamaz ise o zaman oradaki insanlar aç kalır. O zaman da yemeklerini çıkarttıkları demir ile alamazlar. O zaman da tekrar doğaya dönmeleri gerekir ve doğanın ona sundukları ile yetinmek zorunda kalırlar. Eğer dağ başında doğa onlara bir şey sunamazsa o zaman bu dağda yaşayamaz, madeni işletemezler ve buradan gitmek zorunda kalırlar. Böylece demir top da olmaz, öfke ve nefretin gazabında kavrulan tanrılar ve insanlar da&#8230;</p>
<p style="margin-top: 0.49cm; margin-bottom: 0.49cm;">İnsanın yaşayabilmesi için insana muhtaç olması, yemeğini bir başka insandan alması güç ve otoriteyi oluşturur. Güçlü olmak için zengin olması gerekir, zenginlik için de otorite ve silah olmalıdır elbette&#8230; Bu döngüyü uzun uzun anlatmama gerek yok, sanırım herkes ne olduğunu biliyordur. Ancak işte gözümüzü bürüyen öfke ve nefret buradan gelir&#8230; Daha fazlasını istememizin, bunun için hemcinsimizi öldürmemizin nedeni budur. Askerlerin köylüleri kırıp geçirdiğini bu yüzden görürüz hikayede. Ashitaka’nın aldığı her canda bu yüzden daha da fazla yayılır kolundan vücuduna laneti&#8230;</p>
<p style="margin-top: 0.49cm; margin-bottom: 0.49cm;">Sadece insanın doğaya karşı mücadelesi üzerine değildir Princess Mononoke&#8230; Aynı zamanda birbirimizi delirmişçesine katletmemizin, gözümüzü karartan hırs, öfke ve nefret nöbetlerinin, kısaca çektiğimiz ızdırabın da sebebini anlatır. Burada bahsettiğimden çok daha fazla soru sorar izleyicisine&#8230; Neden kadınlar Irontown&#8217;u hiç terk etmez, neden çalışan kadınların eski meslekleri dünyanın en eski mesleğidir? Neden Lady Eboshi kadınların da taşıyabileceği tüfekler yapmak ister? Lady Eboshi&#8217; nin neden gizli bir bahçesi vardır? Adem&#8217;e cennet bahçesinde bilgi elmasını veren Havva&#8217;ya bir gönderme midir bu? Silahları neden cüzzamlılar yapar? Elbette daha pek çok soru vardır cevaplanması gereken&#8230; ve inanın hiç biri oraya tesadüf eseri konmamıştır. Miyazaki&#8217;nin dehası, insanlık tarihinin bu en eski fenomeninin her boyutuna bir gönderme yapar.</p>
<p style="margin-top: 0.49cm; margin-bottom: 0.49cm;">Princess Mononoke&#8217;nin fikri belki çok orjinal bir fikir değildir ama anlatımı tek kelime ile mükemmeldir ve işte bu yüzden bir insan &#8220;deha&#8221; kelimesi ile onurlandırılır&#8230;</p>
<p style="margin-top: 0.49cm; margin-bottom: 0.49cm;">Son sözü de en iyisi Tatarigami’ye bırakalım.</p>
<p style="margin-top: 0.49cm; margin-bottom: 0.49cm;">Şeytan (Demon)/ Tatarigami: Sizi iğrenç küçük yaratıklar. Yakında hepiniz nefretimi hissedeceksiniz. Ve çektiğim ızdırabı siz de çekeceksiniz.</p>
<p style="margin-bottom: 0cm;">Dip not: Princess Mononoke aynı zamanda dublajın en mükemmel örneğidir. Ben de dublajdan nefret ediyor olsam da bir türün en iyi örneğini görmek için bile seyredilmesi gerekir. Neil Gaiman’ın önderliğindeki dublaj ekibi animasyon üzerinde konuşmalara uyması için ağız hareketlerine manipilasyon da yapmıştır.</p>


<p>Related posts:<ol><li><a href='http://www.cafebunka.com/mononoke-hime-princess-mononoke' rel='bookmark' title='Permanent Link: Mononoke Hime (Princess Mononoke)'>Mononoke Hime (Princess Mononoke)</a></li>
<li><a href='http://www.cafebunka.com/mononoke-hime-bolum1-hikaye-anlatma-sanati-ve-bir-dehanin-hikayesi' rel='bookmark' title='Permanent Link: Mononoke-Hime. Bölüm1: Hikaye anlatma sanatı ve bir dehanın hikayesi&#8230;'>Mononoke-Hime. Bölüm1: Hikaye anlatma sanatı ve bir dehanın hikayesi&#8230;</a></li>
</ol></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.cafebunka.com/mononoke-hime-bolum2-mononoke-hime-nin-felsefesi/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Mononoke-Hime. Bölüm1: Hikaye anlatma sanatı ve bir dehanın hikayesi&#8230;</title>
		<link>http://www.cafebunka.com/mononoke-hime-bolum1-hikaye-anlatma-sanati-ve-bir-dehanin-hikayesi</link>
		<comments>http://www.cafebunka.com/mononoke-hime-bolum1-hikaye-anlatma-sanati-ve-bir-dehanin-hikayesi#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 19 Nov 2009 19:56:46 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Bogus</dc:creator>
				<category><![CDATA[Anime]]></category>
		<category><![CDATA[Özel Masa]]></category>
		<category><![CDATA[Hayao Miyazaki]]></category>
		<category><![CDATA[Mononoke Hime]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.cafebunka.com/?p=146</guid>
		<description><![CDATA[Hayao Miyazaki bir çok kaynakta deha kelimesi ile onurlandırılır. Peki onu deha yapan nedir? Bu gün bile bir çok yönetmen hikaye anlatımı konusunda onun dehası ile kıyaslanıyor...
Miyazaki'nin en ünlü eseri olan Mononoke-hime' nin ilk on dakikasında üstadın dehasının izlerini aradık ve inanın gerçekten çok fazla şey çıktı... Eğer siz de onun dehasının izlerinden yürümek istiyorsanız bu yazıyı mutlaka okumalısınız...


Related posts:<ol><li><a href='http://www.cafebunka.com/mononoke-hime-bolum2-mononoke-hime-nin-felsefesi' rel='bookmark' title='Permanent Link: Mononoke-Hime. Bölüm2: Mononoke-hime&#8217; nin felsefesi&#8230;'>Mononoke-Hime. Bölüm2: Mononoke-hime&#8217; nin felsefesi&#8230;</a></li>
<li><a href='http://www.cafebunka.com/mononoke-hime-princess-mononoke' rel='bookmark' title='Permanent Link: Mononoke Hime (Princess Mononoke)'>Mononoke Hime (Princess Mononoke)</a></li>
</ol>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><!-- 		@page { margin: 2cm } 		P { margin-bottom: 0.21cm } --></p>
<p style="margin-bottom: 0.49cm;">Hayao Miyazaki bir çok kaynakta deha kelimesi ile onurlandırılır. Peki onu deha yapan nedir? Bu gün bile bir çok yönetmen hikaye anlatımı konusunda onun dehası ile kıyaslanıyor&#8230;</p>
<p style="margin-top: 0.49cm; margin-bottom: 0.49cm;">Miyazaki&#8217;nin en ünlü eseri olan Mononoke-hime&#8217; nin ilk on dakikasında üstadın dehasının izlerini aradık ve inanın gerçekten çok fazla şey çıktı&#8230; Eğer siz de onun dehasının izlerinden yürümek istiyorsanız bu yazıyı mutlaka okumalısınız&#8230;</p>
<p><!-- 		@page { margin: 2cm } 		P { margin-bottom: 0.21cm } 		A:link { color: #0000ff } --></p>
<p style="margin-top: 0.49cm; margin-bottom: 0.49cm;"><strong>Çok önemli uyarı:</strong> Bu yazı derinlemesine bir inceleme yazısıdır ve içinde pek çok spoiler mevcuttur. Uzun metrajlı bu anime filmini izlememişlerin okumaması tavsiye edilir. Bu yazının amacı eserin künye bilgilerini vermek değildir.</p>
<p style="margin-top: 0.49cm; margin-bottom: 0.49cm;"><strong><img class="alignright size-medium wp-image-623" title="mononoke_hime_cropped" src="http://www.cafebunka.com/wp-content/uploads/2009/11/mononoke_hime_cropped-300x232.jpg" alt="mononoke_hime_cropped" width="300" height="232" />Mononoke-hime</strong></p>
<p style="margin-top: 0.49cm; margin-bottom: 0.49cm;">“Antik çağlarda bütün topraklar yaşlanmış ormanlarla kaplıydı ve bu topraklarda tanrıların ruhları yaşardı. O zamanlar insan ve hayvanlar uyum içinde yaşarlardı. Ama zaman geçtikçe ormanların çoğu yok oldu. Geride kalan ormanların muhafızları ise Yüce Orman Ruhu’na sadık olan dev hayvanlardı. Çünkü o zamanlar ormanlara tanrılar ve şeytanlar hakimdi.”</p>
<p style="margin-top: 0.49cm; margin-bottom: 0.49cm;">Bu sözlerle başlar Princes Mononoke. Üzerinde çürüyen vücudlarda görülen simsiyah kurtların fışkırdığı, geçtiği yerdeki bitkileri öldürüp yok eden, ağaçları deviren kırmızı gözlü bir yaratık görürüz (Tatarigami). Daha sonra bu şeytan Ashitaka’nın köyünün sınırlarını belirleyen duvarları yıkarak köyün topraklarına girer. Bir an için fışkıran kurtlar altlarında sakladıkları şeytanın gerçek kimliğini bize gösterir. Bu dev bir yaban domuzudur.</p>
<p style="margin-top: 0.49cm; margin-bottom: 0.49cm;">Prens Ashitaka şeytanın köylerini yok etmesini engelleyebilmek için şeytanı durdurmaya çalışır ve bu sırada yaban domuzundan fışkıran kurtlar bir kol gibi uzayarak Ashitaka’nın sağ koluna dolanırlar. En sonunda Ashitaka dev yaban domuzunu iki okuyla yere devirir.</p>
<p style="margin-top: 0.49cm; margin-bottom: 0.49cm;">Her ne kadar köyün bilge kadını son nefesinde köylerine saldıran şeytandan özür dileyip onu onurlandıracak bir mezarın vaadinde bulunsa da Ashitaka öldürdüğü şeytanın gazabından kurtulamaz ve onun lanetinin hükmüne yenik düşer.</p>
<p style="margin-top: 0.49cm; margin-bottom: 0.49cm;">Bilge Kadın ile Gazap ve Nefretin Şeytanı arasında şu konuşma geçer&#8230;</p>
<p style="margin-top: 0.49cm; margin-bottom: 0.49cm;">Bilge Kadın: Ey gazap ve nefretin isimsiz tanrısı; Önünde eğiliyorum. Düştüğün yerde mezarın yükselecek ve cenaze törenin yapılacak. Huzur içinde yat ve bize kin besleme.</p>
<p style="margin-top: 0.49cm; margin-bottom: 0.49cm;">Şeytan: Sizi iğrenç küçük yaratıklar. Yakında hepiniz nefretimi hissedeceksiniz. Ve çektiğim ızdırabı siz de çekeceksiniz.</p>
<p style="margin-top: 0.49cm; margin-bottom: 0.49cm;">Daha sonra köy meclisi toplanır ve Bilge Kadın taşları atarak Prens Ashitaka’nın kaderini görmeye çalışır. Ölen şeytanın cesedinin içinden demir bir top çıkmıştır. Bu topun yarasının acısı dev yaban domuzunu önce çıldırtmış, daha sonra da önüne çıkan her şeyi yok eden öfke ve nefrete bürünmüş bir şeytana dönüştürmüştür. Aynı öfke ve nefret şimdi Ashitaka’nın da vücudunda yayılmaktadır. Yaban domuzunu çıldırtan ve bir şeytana dönüştüren lanet şimdi Ashitaka’nın sağ kolundan giderek büyüyerek vücudana yayılmaktadır. Ve aynı Tatarigami gibi Ashitaka’da öfke ve nefret içinde ölecektir. Taşlar bu demir topun ve aynı zamanda Tatarigami’yi çıldırtan lanetin Batı’dan geldiğini gösterir. Ashitaka bu lanetle daha fazla köyde kalamaz. Asalatinin simgesi olan saç topuzunu keser ve köyden sürülür. Gözlerini öfke ve nefretin bürümesine izin vermeden Batı’ya gidip bu lanetin kaynağını bulması gerekmektedir. Yaşlı kadının dediği gibi kaderini değiştiremez ama en azından değiştirmeyi deneyebilir.</p>
<h2 style="margin-top: 0.49cm; margin-bottom: 0.49cm;"><strong>Bölüm 1.1: Bir hikayenin bileşenleri&#8230;</strong></h2>
<p style="margin-top: 0.49cm; margin-bottom: 0.49cm;">Anime’yi izleyenler zaten tüm bu sahneleri hatırlıyordur. İzlemeyenler ise umarım okumamışlardır. Tüm bunları tekrar anlatmamın sebebi Princes Mononoke’nin bu güne kadar seyrettiğim tüm animeler içersinde Giriş’i en iyi olan anime olmasıdır. Anlattığım yere kadar olan bölüm, içersinde stüdyoların logolarını gördüğümüz zamanlar da dahil olmak üzere toplam 10 dakikadır&#8230;</p>
<p style="margin-top: 0.49cm; margin-bottom: 0.49cm;">
<p style="margin-top: 0.49cm; margin-bottom: 0.49cm;">Hayao Miyazaki tam on dakika içersinde üzerine tüm hikayesini oturtabileceği kadar sağlam kazıkları çakmayı başarmış,  hem hikayesini, hem aksiyonu, hem de ana karakterinin background’unu  bu on dakika içersinde harmanlayarak izleyicinin beğenisine sunmuştur. Filmin felsefesine geçmeden önce, hikayenin anlatımında en çok etkilendiğim bu görkemli giriş bölümünü biraz daha detaylı incelemeyi en sevdiğim uzun metrajlı Anime filmi olan Princes Mononoke’ye bir borç biliyorum.</p>
<p style="margin-top: 0.49cm; margin-bottom: 0.49cm;">Tüm hikayelerde olduğu gibi, Miyazaki’nin hikayesi de beş ana temelin üzerinde yükselmektedir. Bu beş ana temelin yanında bir de altıncı temel vardır. Başarılı bir anlatım için olması şart değildir ancak uygun bir şekilde yerleştirilirse sadece girişi değil, genel olarak hikayenin tüm anlatımını mükemmellik seviyesine çıkartır.</p>
<p style="margin-top: 0.49cm; margin-bottom: 0.49cm;">Edebiyat ile ilgilenenlerin de bildiği gibi tüm edebi eserler 5 ana temelin üzerinde yükselirler. Bunlar Plot, Setting, Characters, Theme ve Conflict’dir. Açıkcası bunların Türkçe karşılıklarını tam olarak bilmiyorum. Hikaye yazmaya bayıldığım halde bu güne kadar bunların Türkçe karşılığını bilmemem de aslında sadece benim ayıbım değil galiba&#8230; En iyi tercüme (Olaylar, Ortam, Karakterler, Konu, Çatışmalar) olacaktır sanırım.</p>
<p style="margin-top: 0.49cm; margin-bottom: 0.49cm;">Hikaye anlatımında nereye bakarsanız bakın her kaynak girişin çok önemli olduğunu söyleyecektir. Girişin sıkıcı olması hikayeyi dinleyecek insanların da az olacağı anlamına gelir. Eğer sadece aksiyon koyarsanız bu sefer de hikayenin geri kalan yerleri sıkıcı gelebilir&#8230; Bu da hikayenizi sonuna kadar dinleyen insanların az olacağını gösterir.</p>
<p style="margin-top: 0.49cm; margin-bottom: 0.49cm;">Aslında işin sıkıcılık ve etkileyicilik bölümü olayın sadece küçük bir boyutudur. Her anlatıcının kendisine göre bir kıvamı vardır. Elbette bir hikayenin giriş temposu dünyadaki bütün insanlara hitap edecek mükemmel karışıma sahip olmak zorunda değildir. Giriş’in temposu aslında bir üslup, bir tarzdır. Bir benzetme yapacak olursak, karakalemdir, pastel boyadır, sulu boyadır, yağlı boyadır Giriş’in temposu&#8230; Anlatmak istediğin hikayeye göre bile kullandığın malzemeyi değiştirebilirsin. Bir korku hikayesini kara kalem ile, bir aşk hikayesini ise pastel boyalar ile anlatırsın&#8230;</p>
<p style="margin-top: 0.49cm; margin-bottom: 0.49cm;">Konudan uzaklaşma pahasına da olsa bir örnek daha vermek istiyorum. Etkileyici giriş denildiğinde benim aklıma hep “Saving Private Ryan” gelir. Gerçekten de ilk yirmi beş dakika Spielberg sizi yerden yere vurur, ağzınız açık kalır, dayak yemişe dönersiniz. O sahneden sonra yazılar çıkmaya başlasa bile parasının hakkının yendiğini düşünen çıkmaz bana kalırsa&#8230; Peki ya sonra? Olayların hangi sırayla olduğunu gerçekten hatırlayan var mı? Başka sahne var mı aklınızda cam gibi net beliren? Benim bir tek iki askerin canı uğruna bir bıçağın ucunda boğuşmaları var. Başka da bir şey yok. Kısacası etkileyici giriş her zaman iyi bir giriş anlamına gelmez. (Blood: The last Vampire’da buna güzel bir örnektir.)</p>
<p style="margin-top: 0.49cm; margin-bottom: 0.49cm;">Daha önce de söylediğim gibi, giriş’in temposu herkesin tarzına göre değişir ve buna bir şey diyemeyiz. Bu kıvamın tutup tutmadığını anlamanın en iyi yolu, girişten sonra ekran kararırsa, hikayenin geri kalanını göremezseniz nasıl hissedeceğiniz sorusuna verilecek cevaptır.</p>
<p style="margin-top: 0.49cm; margin-bottom: 0.49cm;">Giriş’in bir diğer boyutu vardır ki, o da daha önce belirttiğim bu beş temelin etrafını örmektir. Bir hikaye beş ana temelden oluşuyorsa ve siz temellerin iki tanesini gelişme bölümünde oturtmaya çalışırsanız elbette hikayeniz de eğreti olur. Miyazaki’nin 10 dakikalık girişindeki ustalığı işte bu yüzden bu kadar önemlidir. Hikayenin beş temelini kısa bir sürede güçlü atabilmek bir üslup değil, işte o tam bir ustalıktır.</p>
<h2 style="margin-top: 0.49cm; margin-bottom: 0.49cm;"><img class="alignleft size-medium wp-image-624" title="mononokehime1" src="http://www.cafebunka.com/wp-content/uploads/2009/11/mononokehime1-300x225.jpg" alt="mononokehime1" width="300" height="225" />Bölüm 1.2: Mononoke-hime&#8217;nin ilk 10 dakikası ve 5 +1 temel direk&#8230;</h2>
<h2 style="margin-top: 0.49cm; margin-bottom: 0.49cm;"><strong>Karakterler:</strong></h2>
<p style="margin-top: 0.49cm; margin-bottom: 0.49cm;">Hikayenin giriş bölümünde bir tek Ashitaka’yı tanırız. Ana karakteri ilk gördüğümde benim en çok dikkatimi çeken şey yalın ayak olmasıydı. Aksiyon sahnelerinden anlarız ki iyi ok kullanabilen, hızlı düşünebilen, cesur, ata binebilen, çevik, olağan üstü bir denge yeteneğine sahip olan bir gençtir. (bkz. Anime klişeleri inceleniyor genç ana karakter fenomeni) Kullandığı eli sağ elidir, saçları topuzdur, bu da en basitinden serf olmadığının bir göstergesidir. (Kan grubunu bilmiyorum&#8230; Günümüz animelerinde de nasıl biliyoruz onu da bilemiyorum&#8230; Bilmemize ne gerek var demeyin ama Japon’lara göre kan grubunuz karakteriniz hakkında ip uçları veriyor.) Öfke ve Nefret şeytanı Tatarigami’ye direk saldırmadan önce ondan merhamet diler ve onu yolundan döndürmeye çalışır.</p>
<p style="margin-top: 0.49cm; margin-bottom: 0.49cm;">Buraya kadar fiziksel yeteneklerinin dışında çok fazla bir şey öğrenmeyiz karakter hakkında&#8230; En önemli nokta şüphesiz silaha başvurmayı ve öldürmeyi son çare olarak gördüğüdür. Ancak bu gereksinimi gördükten sonra da tereddüt etmez. Yayını iki kere kullanır ve Tatarigami’nin devrilmesi çok hızlı olur. Buradan da iyi nişancı olduğunu öğreniriz.</p>
<p style="margin-top: 0.49cm; margin-bottom: 0.49cm;">Lafı fazla uzatmadan Ashitaka’nın karakteri hakkında en çok şeyi öğrendiğimiz yere gelelim. Kendisine Tatarigami’nin lanetinin ölümcül olduğu, onu öfke ve nefretin pençesinde çıldırtana kadar acı çekdirtikten sonra öldüreceği, ve bu yüzden daha fazla bu köyde kalamayacağı söylendikten sonra Ashitaka cebinden bıçağını çıkartır, saçlarını kesip sehpanın üzerine bırakır, kalkar ve gider. Tüm bunları yaparken Bilge Kadın’ın sözleri daha bitmemiştir bile&#8230;</p>
<p style="margin-top: 0.49cm; margin-bottom: 0.49cm;">İşte tek bir hareketle bir insanın karakterini tanıtmak bir ustalıktır. O yüzden başarılı bir giriş bölümünü 10 dakikaya sığdırmak mümkün olmuştur.</p>
<p style="margin-top: 0.49cm; margin-bottom: 0.49cm;">Öleceği söylendiği zaman Ashitaka hiç bir tepki vermemiştir. Alt yazıları veya dublajı değiştirip “Ashitaka, sütümüz bitmiş, gidip bakkaldan alman gerekiyor” diyerek seyrederseniz çok bir şey farketmez Ashitaka&#8217;nın dışa vurduğu mimikler açısından. Miyazaki&#8217;yi henüz tanımıyorken bu filmi ilk seyrettimde yönetmen karakterin duygu yoğunluğunu yansıtmayı atlamış diye düşünmüştüm&#8230; İçine düştüğü durumda Ashitaka’nın yüzünde öfke, pişmanlık, kendine acıma, perişanlık, şaşırma, yalvarma veya sorgulama gibi duyguların hiç birini görmezsiniz. Yaşlı Bilge’nin kararına tüm kalbiyle inanıyordur çünkü, çok büyük bir ihtimalle aslında kendisi de durumun bu şekilde olacağını kestirebiliyordur. Alternatif bir yol için yalvarmaz. Lanetin kaynağı Batı’da bir yerlerdedir ve ona tek söylenen kaderini değiştiremeyecek bile olsa değiştirmeyi deneyebileceğidir. Yapması gereken şey budur ve gözlerini damarcıklandırması laneti üzerinden kaldırmayacaktır.</p>
<p style="margin-top: 0.49cm; margin-bottom: 0.49cm;">Filmin felsefesini anlatırken daha detaylı değineceğim Ashitaka’nın karakterine, o yüzden burada daha fazla detaylandırmak istemiyorum. Ancak eğer yazının tamamını okuyacak kadar sabrederseniz göreceksiniz ki karakterin neredeyse tüm özellikleri bu tek bir hareketin altında anlatılmış, en azından ip uçları verilmiştir.</p>
<h2 style="margin-top: 0.49cm; margin-bottom: 0.49cm;"><strong>Setting:</strong></h2>
<p style="margin-top: 0.49cm; margin-bottom: 0.49cm;">Kısaca hikayenin geçtiği zaman ve mekandır. Her ne kadar kendiliğinden oluşur gibi gözükse de aslında anlatıcının oluştururken en çok dikkat etmesi gereken şeydir. Yaratılan ortam aslında hikayenin dış görünüşüdür. Takım elbisesidir, bindiği araba, taktığı saattir bir anlamda. Çok güzel hazırlanmış bir “Setting”’i olup içi boş olan hikayeler bile dinleyiciyi havaya sokmaya yetebilir.</p>
<p style="margin-top: 0.49cm; margin-bottom: 0.49cm;">Alice Harikalar Diyarında’yı ele alalım&#8230; Aynı hikayeyi, orjinaline tamamen sadık kalarak gotik bir atmosferde yeniden anlatırsanız inanın bana ortaya çıkan şey pek de çocuk masalı olmayacaktır. Zaten bilenler bilir böyle bir oyun da vardı zamanında&#8230;</p>
<p style="margin-top: 0.49cm; margin-bottom: 0.49cm;">Princess Mononoke’nin ilk 10 dakikasında ormanın içinde küçük bir köy görürüz. Ashitaka’nın kaderinin konuşulduğu toplantıda bir İmparatorluktan bahsedilir aynı zamanda. Ayrıca ilk sahnelerde tarım yapıldığına dair ip uçları da yakalarız. Köyün sınırlarını temsil eden duvarı, büyük ihtimalle yabani hayvanlara karşı yapılmış gözetleme kulesi ilk dikkati çeken objelerdir hikayenin Setting’i adına. Ayrıca hikayenin başında da ormanların yok olduğunu, kalan ormanların ise dev hayvanlar tarafından korunduğunu duymuşuzdur.</p>
<p style="margin-top: 0.49cm; margin-bottom: 0.49cm;">Kısacası net bir tarih elde edemeyiz Setting adına. Ancak ip uçları bize erken ortaçağ dönemi olduğunu belli eder. Çok büyük ihtimalle Nara ve Heian periyodunda veya az sonrasında geçmektedir hikaye&#8230; (M.S. 10-11. yy civarı.) Neyse ki bu gün bir bilgiye ulaşabilmek için sadece merak etmemiz yeterli&#8230; Aşağıdaki sitelerde burada anlatmama gerek olmayacak kadar güzel ve detaylı bir anlatım bulabilirsiniz. Ashitaka&#8217;nın yok olmakta olan Emishi kabilesinin son prensi olduğunu öğreniriz girişte. Setting&#8217;i tanıtmak için mutlaka ekranın sol alt köşesine yer ve tarih ismi yazmak gerekmez&#8230; Miyazaki&#8217;nin diğer görsel ip uçlarını sürmeyi bilmesek  bile, bu ismi duyduğumuz zaman internette küçük bir araştırma yaptığımızda tarih ve ortam önümüze seriliverir.</p>
<p style="margin-top: 0.49cm; margin-bottom: 0.49cm;"><a href="http://www.japan-guide.com/e/e641.html">http://www.japan-guide.com/e/e641.html</a></p>
<p style="margin-top: 0.49cm; margin-bottom: 0.49cm;"><a href="http://www.isn.ne.jp/%7Esuzutayu/MHJapan/WhosEmishi.html">http://www.isn.ne.jp/~suzutayu/MHJapan/WhosEmishi.html</a></p>
<p style="margin-top: 0.49cm; margin-bottom: 0.49cm;"><a href="http://en.wikipedia.org/wiki/Emishi">http://en.wikipedia.org/wiki/Emishi</a></p>
<p style="margin-top: 0.49cm; margin-bottom: 0.49cm;">Ancak girişte Setting’in gösterdiği asıl hizmet Ashitaka’nın geldiği kabilenin nasıl yaşadığını göstermektir. Silahlarından, kıyafetlerinden ve çıplak ayaklı olmalarından Emishi kabilesinin yerleşik hayat yaşadıklarını anlarız. Topraklarında tarım yapıyorlardır ve halen Doğa’nın güçlerine inanmaktadırlar. İnsanların o doğa ile olan kopuşu henüz gerçekleşmemiştir. Bilge Kadın taşlara bakarak kaderi okuyabiliyordur çünkü&#8230;</p>
<p style="margin-top: 0.49cm; margin-bottom: 0.49cm;">Ashitaka köyünü terkettikten sonra yalın ayak gezmez artık. Eminim bu çizerleri oldukça rahatlatmış olsa da asıl verdiği mesaj bana göre bu değildir. Doğada ayakkabı ile dolaşan tek canlı insandır. Ayakkabı insanın yaradılışının elverdiğinden daha uzak mesafelere gitmesini sağlayan ilk yapay icattır ve Ashitaka Batı da lanetin sebebini arayıp bulabilmek için ayakkabı giymek zorundadır. Evinde yalın ayak dolaşan Ashitaka için aslında ayakkabı giymek evinden uzak olduğu anlamına gelir.</p>
<p style="margin-top: 0.49cm; margin-bottom: 0.49cm;">Farkında olmadan aldığımız tüm bu mesajlar bize Miyazaki’nin anlattığı hikayenin girişindeki ortam ile, Setting ile ne kadar çok ilgilendiğini gösteriyor. Karakterlerin giyim tarzından, yaşayış şekillerinden ve yaşadıkları yerden sadece hikayenin geçeceği ortamı değil, aynı zamanda izlediğimiz karakterlerin karakter portrelerindeki şekillerin de anlamını kavrayabliyoruz. Ashitaka’nın ruhundaki doğallığın (True Neutral) etkilerini yaşadığı ortamdan kaynaklandığını bilinç altında anlamamız çok zor olmuyor. Elbette tüm bunlar da seyrettiğimiz karakterin daha inandırıcı olmasını sağlıyor.</p>
<h2 style="margin-top: 0.49cm; margin-bottom: 0.49cm;"><strong> <img class="size-medium wp-image-625 alignright" title="princess_mononoke" src="http://www.cafebunka.com/wp-content/uploads/2009/11/princess_mononoke-300x211.jpg" alt="princess_mononoke" width="300" height="211" />Plot:</strong></h2>
<p style="margin-top: 0.49cm; margin-bottom: 0.49cm;">Plot olaylar zinciri demektir&#8230; Bir hikayenin girişi de aslında bu olaylar zincirinin ilk halkasını göreceğimiz anlamına gelmektedir. “Her şey Tatarigami’nin köye saldırması ile başlar.” Dersek olaylar zincirinin ilk halkasından bahsetmiş oluruz.</p>
<p style="margin-top: 0.49cm; margin-bottom: 0.49cm;">Elbette olaylar zincirinin ilk halkasından bahsetmiş olmayız. Çünkü eğer öyle olsaydı o zaman bu olayın bir gizemi olmazdı öyle değil mi? Akıllı bir hikaye yazarı “Kelebek Etkisi” denen şeyin ne demek olduğunu çok iyi bilir. Hiç bir şey kendiliğinden olmaz ve bütün tepkiler bir etki sonucunda oluşur. Tatarigami öldükten sonra öğreniriz ki onu çıldırtıp bir nefret şeytanına dönüştüren şey vücuduna saplanmış demir bir toptur. Demek ki demir top ile Yaban Domuzu tanrısının vurulması zincirin ilk halkasını oluşturmaktadır. Elbette değil, zincirin ilk halkası o demir topun yapımıdır. Peki demir top neden yapılmıştır acaba&#8230; Zaten bütün hikaye de gelir bu noktada düğümlenir. İnsan mantığının doğal çıkarımı, zinciri takip edebildiğimiz son halka aynı zamanda hikayenin etrafında döndüğü halkadır ama bu kısmı elbette ilerde daha detaylı inceleyeceğiz. Şu anda sadece aklımıza demir topun yapılmasına neden olan olayı merak etmek gelebilir.</p>
<p style="margin-top: 0.49cm; margin-bottom: 0.49cm;">Bunu sanırım bugün bile hiç kimse bilmiyor. Yetenekli olmayan bir anlatıcı belki de bu hikayeye demir topun dökülüp silahla yaban domuzuna ateşlenmesinden başlardı&#8230; Daha sonra da ekranı karartıp tekrar aydınlattığında domuzun köye saldırdığını görürdük&#8230; Ancak o zaman giriş kısmında bu yukarda saydığım şeylerin hiç birini görmüş olmazdık değil mi? 10 dakikalık giriş bölümünün kıymeti ilk anlatacağı olayı iyi seçmekte yatar. Olaylar zincirinin ilk anlatacağınız halkasını doğru seçerseniz bu halkadan önceki ve bu halkadan sonraki olayları da bir bakıma hazırlamış ve bu sayede izleyiciyi olaylar zincirinin içine çekmiş olursunuz.</p>
<p style="margin-top: 0.49cm; margin-bottom: 0.49cm;">Hayao Miyazaki olaylar zincirini bir dikiş ipliği gibi kullanır&#8230; Tatarigami’nin köye saldırması karakterler bazında Ashitaka’nın, Lady Eboshi’nin ve San’ın kaderini birbirine bağlayan ilk dikiştir. Bu olaydan sonra da iplik diğer temellerin arasında dolana dolana hikayeyi örer ve Theme’i oluşturur.</p>
<h2 style="margin-top: 0.49cm; margin-bottom: 0.49cm;"><strong>Tema:</strong></h2>
<p style="margin-top: 0.49cm; margin-bottom: 0.49cm;">Kısaca hikayenin temasıdır. Bütün hikaye dinlenmeden hikayenin temasını söyleyemeyiz. Olaylar zinciri bir bütün oluşturup yukarıdan bakıldığında ortaya çıkan şey Theme’dir. Aslında hikayenin henüz giriş bölümünde Thema için endişelenmeye gerek yoktur. Daha olacak pek çok olay vardır ve girişte anlatılanlar hikayenin tüm geri kalanı ile kıyaslandığında temanın çok küçük bir parçasını oluşturabilirler ancak. Çoğu zaman giriş bölümünden bir hikayenin temasının bir ileri basamak olarak da ana fikrinin ne olacağını çıkartamayız. Theme tek cümle ile özetlenebilecek bir kavram değil, tamamına bakılıp yorum yapılabilecek bir kavramdır.</p>
<p style="margin-top: 0.49cm; margin-bottom: 0.49cm;">
<p style="margin-top: 0.49cm; margin-bottom: 0.49cm;">Princess Mononoke’nin temasını burada anlatmayacağım, çünkü o ayrı bir yazının konusu (Bölüm 2) ve bir kaç cümle ile anlatılamayacak kadar zengin. Ancak giriş bölümünde hikayenin temasının bütün izlerini görmemiz mümkün. Hikayeyi dönen bir çömlek hamuruna benzetecek olursak, Miyazaki’nin girişi bu hamura ilk dokunuşu yapıp şeklini vermiştir bile&#8230; Geriye ince detayları yapmak, fırınlamak ve süslemek kalır.</p>
<p style="margin-top: 0.49cm; margin-bottom: 0.49cm;">Demir top daha ilk başta karşımıza çıkar ve Batıdan gelmiştir. Kuzey-Güney eksenine uzanan bir ülkede demir top’un batıdan gelmesi küçümsenecek bir gönderme değildir elbette&#8230; Demir top demirin işlendiğini, ateşe hükmedildiğini, toprağın kazıldığını ve teknolojinin kullanıldığını akla getirir. Demir top medeniyettir ve Batı’dan gelmiştir&#8230;</p>
<p style="margin-top: 0.49cm; margin-bottom: 0.49cm;">Beraberinde öfke ve nefreti de getirmiştir elbette. Yaban domuzu tanrısını çıldırtan bir yaraya neden olmuştur. Giderek daha fazla acı veren, giderek daha ölümcülleşen bir yaraya. İnsan ile doğanın kopuşuna neden olan, onları karşı karşıya getiren bir suçludur demir top. Ve onun taşıdığı lanet, silah tutan sağ elimizden başlayarak tüm vucudumuza yayılır. Gözlerimizin önüne nefretin ve öfkenin perdesinin inmesine neden olur. Bize Tanrıları bile öldürme gücünü verir. Daha da kötüsü onları yozlaştırma gücünü de bu demir topta buluruz&#8230;</p>
<p style="margin-top: 0.49cm; margin-bottom: 0.49cm;">Bakın azıcık kurcalayınca bile, sadece girişte tüm hikayenin temasının nasıl şekillendiğini görebilyoruz. En iyisi burada temayı daha fazla uzatmayalım&#8230;</p>
<h2 style="margin-top: 0.49cm; margin-bottom: 0.49cm;">Çatışma:</h2>
<p style="margin-top: 0.49cm; margin-bottom: 0.49cm;">Bu hikayeyi bir de şöyle anlatalım isterseniz. Bir zamanlar bir köyde Ashitaka adında genç bir prens yaşardı. Ve sonsuza kadar mutlu oldu&#8230;</p>
<p style="margin-top: 0.49cm; margin-bottom: 0.49cm;">Hikayeyi bir gemiye benzetecek olursak Conflict, yani çatışmalar geminin yelkenleridir. Direkleri karakterlere, materyali Setting’e rotayı Plot’a, yolculuğunu da Tema’ye benzetebiliriz. Hikayeyi anlatan kişi de rüzgardır. Geminin yelkenlerine üfler durur.</p>
<p style="margin-top: 0.49cm; margin-bottom: 0.49cm;">Görüldüğü gibi en güzel direkli gemi ille de en güzel gemi olamayacağı gibi elimizde sadece tahtanın olması ortada bir gemi olduğu anlamına gelmez. Veya iyice uzatacak olursak en güzel gemi 95 yelkenli gemi değildir. Tek yelkenli bile olsa yeterince rüzgarı alıp gemiyi istediği yere götürebiliyorsa o gemi güzel bir gemi olabilir. Hikayeyi anlatan istediği kadar yelken ile donatır gemisini.</p>
<p style="margin-top: 0.49cm; margin-bottom: 0.49cm;">Pek çok farklı çatışma şekli vardır. Karakter-Karakter, Karakter-Toplum, Karakter-Doğa, Karakter- Kendisi, Karakter-Bilinmeyen vs&#8230;</p>
<p style="margin-top: 0.49cm; margin-bottom: 0.49cm;">Mesela M.N.Shyamalan’ın hikayelerinin ana yelkeni Karakter-Bilinmeyen’dir. 6. His hikayesini birazcık Karakter-Karakter ve kocaman bir Karakter-Bilinmeyen ile götürmeyi başarmıştır.</p>
<p style="margin-top: 0.49cm; margin-bottom: 0.49cm;">Princess Mononoke’de kullanılan yelkenler; karakter-doğa, karakter-karakter, karakter-toplum, karakter-bilinmeyen ve hatta karakter-kendisi diye sıralanabilir. Ashitaka öfke ve nefretin gözlerini karartmaması için sürekli olarak kendisi ile bir savaş içersinde olmak zorundadır.</p>
<p style="margin-top: 0.49cm; margin-bottom: 0.49cm;">Miyazaki giriş bölümünde tek bir yelken hariç tüm yelkenleri senkronize bir şekilde açıp gemiyi rotasına koymuştur. Hikayenin ilerleyen bölümlerinde karakter-karakter yelkeni de açılınca hikaye tam hızına ulaşmış olur.</p>
<p style="margin-top: 0.49cm; margin-bottom: 0.49cm;">Böylece 5 ana temelin hepsini anlatmış olduk. Ancak hiç bahsetmediğimiz bir temel daha var. Bir bakıma pastanın kremasıdır bu. Tabi ekşi değilse&#8230;</p>
<p style="margin-top: 0.49cm; margin-bottom: 0.49cm;">Bu son öğenin adı da Forshadowing’dir. Bunun en başarılı üstadlarından biri şüphesiz Shakespeare’dir. Macbeth’de cadılar daha hikayenin en başında yaparlar forshadowing’i. Bunun abartısına spoiler denmektedir, anime camiasında ne anlama geldiği çok iyi bilinir.</p>
<p style="margin-top: 0.49cm; margin-bottom: 0.49cm;">Forshadowing baklava hamuru gibi olmalıdır. İnce ama yırtılıp altındakini ortaya çıkartacak kadar da zayıf değil&#8230; Forshadowing’i hikayenin her yerinde yapabilirsiniz ama sonlara gittikçe tadı ekşiyecektir elbette. Sizce Miyazaki’nin giriş bölümünde yaptığı Forshadowing nedir?</p>
<p style="margin-top: 0.49cm; margin-bottom: 0.49cm;">Şeytan: Sizi iğrenç küçük yaratıklar. Yakında hepiniz nefretimi hissedeceksiniz. Ve çektiğim ızdırabı siz de çekeceksiniz.</p>
<p style="margin-top: 0.49cm; margin-bottom: 0.49cm;">Evet elbette bu sözler&#8230; Tema’nın tam ortasına kırılan yumurta sarısı gibi bir söz deği mi?</p>
<p style="margin-top: 0.49cm; margin-bottom: 0.49cm;">Ey zavallı insanlar&#8230; Yakında hepinizin içi benim içimi dolduran nefretle dolacak ve birbirinizi katlederek çektiğim ızdırabı siz de çekeceksiniz demek değil mi? Disney’de adama bu yüzden dahi diyorlar işte&#8230;</p>
<p style="margin-top: 0.49cm; margin-bottom: 0.49cm;">Bu mükemmel hikayenin, kendisini bile gölgede bırakan kusursuz girişine yeterince şapka çıkardık sanırım. Bir hikayenin ilk on dakikasını çok da cömert davranmadığım halde ancak bu kadar cümlede anlatabildim. Gelişme ve final kısmının anlatılması bundan çok daha fazla uzun sürecektir çünkü neredeyse her bir hareketin, her bir konuşmanın, her bir görüntünün altı anlamlarla doludur. Ancak elbetteki amacım bir User’s Guide to Princess Mononoke yazmak değil. Daha çok pişmiş güzel bir yemeğin nelerden oluştuğunu göstermekti.</p>
<p style="margin-top: 0.49cm; margin-bottom: 0.49cm;">Buraya kadar okuyan herkese çok teşekkür ederim. Bu yazı beni animelerle tanıştıran Silverdew&#8217;a gidiyor&#8230;  İkinci bölümde görüşmek üzere&#8230;</p>


<p>Related posts:<ol><li><a href='http://www.cafebunka.com/mononoke-hime-bolum2-mononoke-hime-nin-felsefesi' rel='bookmark' title='Permanent Link: Mononoke-Hime. Bölüm2: Mononoke-hime&#8217; nin felsefesi&#8230;'>Mononoke-Hime. Bölüm2: Mononoke-hime&#8217; nin felsefesi&#8230;</a></li>
<li><a href='http://www.cafebunka.com/mononoke-hime-princess-mononoke' rel='bookmark' title='Permanent Link: Mononoke Hime (Princess Mononoke)'>Mononoke Hime (Princess Mononoke)</a></li>
</ol></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.cafebunka.com/mononoke-hime-bolum1-hikaye-anlatma-sanati-ve-bir-dehanin-hikayesi/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Hotaru no Haka; Grave of the Fireflies İnceleme Yazısı</title>
		<link>http://www.cafebunka.com/hotaru-no-haka-grave-of-the-fireflies-inceleme-yazisi</link>
		<comments>http://www.cafebunka.com/hotaru-no-haka-grave-of-the-fireflies-inceleme-yazisi#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 19 Nov 2009 19:46:03 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Bogus</dc:creator>
				<category><![CDATA[Anime]]></category>
		<category><![CDATA[Özel Masa]]></category>
		<category><![CDATA[Grave of the Fireflies]]></category>
		<category><![CDATA[Hotaru no Haka]]></category>
		<category><![CDATA[Isao Takahata]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.cafebunka.com/?p=138</guid>
		<description><![CDATA[Yıllar önce Bilkent'de kolumdan çekiştirilerek Grave of the Fireflies'ın gösterimine götürüldüğümde böyle bir filmle karşılaşmayı hiç beklemiyordum. Seyrettiğim ilk anime olması dolayısıyla film başlarken beni Heidi seyretmeye getirdiniz diye dalga geçerken film bitip ışıklar yandığında kendimi hıçkıra hıçkıra ağlarken bulmuştum. GoFF hiç alışık olmadığımız bir şekilde anlatır savaşı. Bir ulusun kendi öz eleştirisi olarak...

Grave of the Fireflies Isao Takahata’nın yönetmenliğini yaptığı, Akiyuki Nosaka’nın aynı isimli kitabından uyarlanmış 1988 yapımı bir anime filmi. 2. Dünya savaşının, Japonya için en zor geçtiği 1945 yılında 15 yaşında olan Nosaka’nın 1967 yılında yazdığı kitap savaşta yetersiz beslenmeden kaybettiği kız kardeşine bir özür olduğu kadar...


Related posts:<ol><li><a href='http://www.cafebunka.com/haber-isao-takahata-roportaji' rel='bookmark' title='Permanent Link: Hotaru no Haka; Grave of the Fireflies Isao Takahata Röportajı'>Hotaru no Haka; Grave of the Fireflies Isao Takahata Röportajı</a></li>
<li><a href='http://www.cafebunka.com/claymore-inceleme' rel='bookmark' title='Permanent Link: Claymore &#8211; İnceleme'>Claymore &#8211; İnceleme</a></li>
<li><a href='http://www.cafebunka.com/darker-than-black-kuro-no-keiyakusha-inceleme' rel='bookmark' title='Permanent Link: Darker Than Black (Kuro no Keiyakusha) İnceleme'>Darker Than Black (Kuro no Keiyakusha) İnceleme</a></li>
</ol>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><!-- 		@page { margin: 2cm } 		P { margin-bottom: 0.21cm } --></p>
<p style="margin-bottom: 0.49cm;"><img class="alignleft size-medium wp-image-25" title="graveofthefireflies" src="http://www.cafebunka.com/wp-content/uploads/2009/11/graveofthefireflies-212x300.jpg" alt="graveofthefireflies" width="212" height="300" />Yıllar önce Bilkent&#8217;de kolumdan çekiştirilerek Grave of the Fireflies&#8217;ın gösterimine götürüldüğümde böyle bir filmle karşılaşmayı hiç beklemiyordum. Seyrettiğim ilk anime olması dolayısıyla film başlarken beni Heidi seyretmeye getirdiniz diye dalga geçerken film bitip ışıklar yandığında kendimi hıçkıra hıçkıra ağlarken bulmuştum. GoFF hiç alışık olmadığımız bir şekilde anlatır savaşı. Bir ulusun kendi öz eleştirisi olarak&#8230;</p>
<p style="margin-top: 0.49cm; margin-bottom: 0.49cm;">Grave of the Fireflies Isao Takahata’nın yönetmenliğini yaptığı, Akiyuki Nosaka’nın aynı isimli kitabından uyarlanmış 1988 yapımı bir anime filmi. 2. Dünya savaşının, Japonya için en zor geçtiği 1945 yılında 15 yaşında olan Nosaka’nın 1967 yılında yazdığı kitap savaşta yetersiz beslenmeden kaybettiği kız kardeşine bir özür olduğu kadar&#8230;</p>
<p style="margin-bottom: 0cm;">Hotaru no Haka; Grave of the Fireflies</p>
<p style="margin-bottom: 0cm;">Yapım yılı: 1988</p>
<p style="margin-bottom: 0cm;">Stüdyo: Ghibli</p>
<p style="margin-bottom: 0cm;">Yönetmen: Isao Takahata</p>
<p style="margin-bottom: 0cm;">Hikaye: Akiyuki Nosaka</p>
<p style="margin-bottom: 0cm;">Not: Her ne kadar spoiler içermese de filmi seyretmemiş birisini yönlendirici yorumlar taşıyor olabilir.</p>
<p style="margin-bottom: 0cm;">Grave of the Fireflies Isao Takahata’nın yönetmenliğini yaptığı, Akiyuki Nosaka’nın aynı isimli kitabından uyarlanmış 1988 yapımı bir anime filmi. 2. Dünya savaşının, Japonya için en zor geçtiği 1945 yılında 15 yaşında olan Nosaka’nın 1967 yılında yazdığı kitap savaşta yetersiz beslenmeden kaybettiği kız kardeşine bir özür olduğu kadar oto-biyografik öğeler de taşıyor. Nosaka’nın geçirdiği zorlu çocukluk yıllarında edindiği tecrübeler tüm eserlerinde kendisini göstermektedir.</p>
<p style="margin-bottom: 0cm;">1945 yılında, Japonya’nın acımasızca hava bombardımanına maruz kaldığı dönemde genç Seita ve küçük kız kardeşi Setsuko annelerini kaybederler.  Babaları ise donanmada hizmet vermektedir. Grave of the Fireflies bu iki çocuğun bombaların altında cehenneme dönen Japonya da canları pahasına sarıldıkları özgürlüklerini, gururlarını ve hayatta kalma çabalarını anlatır.</p>
<p style="margin-bottom: 0cm;">Grave of the Fireflies neresinden bakılırsa bakılsın alışmadığımız tarzda bir savaş hikayesidir. Hemen Holywood bakış açısını eleştirme tekrarına düşmeden bunun aslında Türk eserlerindeki savaş hikayelerinden de farklı olduğunu belirtmek isterim. Tarih kazanılanlar tarafından yazılır sözü elbette çok doğrudur. İlk başta GoFF’a üzerindeki bu mağrurluğu veren sihrin kaynağını hikayenin savaşı kaybedenler tarafından yazılmış olmasında arayabiliriz. Ancak hikayenin anlatımı ve gözümüzün önüne koyduğu sahneler kafamızda sürekli olarak beklemediğimiz soru işaretleri oluşturur. GoFF başlı başına Japonların kendi toplumlarına ve toplum değerlerine yaptıkları bir öz eleştiridir.</p>
<p style="margin-bottom: 0cm;"><img class="alignright size-medium wp-image-139" title="GoFF - scene1" src="http://www.cafebunka.com/wp-content/uploads/2009/11/hbh2-300x174.jpg" alt="GoFF - scene1" width="300" height="174" />Daha filmin en başında ana karakterlerin öldüklerini anlarız. Böylesi bir başlangıç aslında iki ucu keskin bıçaktır. Filmin sonundaki sahnelerin dramatikliğini alıp götürür. Filmin başından beri kalbinde mutlu son olan seyirciye acıklı bir son verip filmi çok daha hüzünlü yapabilecekken, karakterlerin öldüklerini en başta gösterip finalin çarpıcılığını çalmak pek de iyi bir fikir gibi değildir. Ancak yönetmen Takahata bu anlatım tekniğini büyük bir ustalıkla kullanmıştır eserinde.</p>
<p style="margin-bottom: 0cm;">Filmde zaman zaman ekran kırmızının ve siyahın tonlarına büründüğünde Seita ve Setsuko’nun hayaletlerini başlarından geçen olayları izlerken görürüz. Bu sahneler özellikle duygu yoğunluğunun arttığı, iki kardeşin kendilerini yavaş yavaş ölümlerine götürecek olan kararları aldıkları sahnelere rastlarlar. Bir anlamda hayaletlerin görünüp yaşarken yaptıkları şeyleri izledikleri sahneler Seita’nın vicdanı ile yüzleştiği anlardır hiç kuşkusuz. Küçük kardeşi Setsuko henüz çok küçük olduğu için ne tam manası ile savaşın, ne kaybettiklerinin ne de büyük abisinin aldığı kararların sonuçlarının farkındadır. Küçük kızın abisine olan kayıtsız şartsız bağlılığı ve ona olan güveni Seita’yı daha da çaresiz bir durumda bırakır. Aldığı kararların yanlışlığını ona söyleyecek hiç kimse yoktur ve iki kardeş bunu oldukça pahalı öderler.</p>
<p style="margin-top: 0.49cm; margin-bottom: 0.49cm;">Tüm filmde “Amerika” sözcüğü sadece bir veya iki kez geçer. Bunun dışında uçakların kanatlarındaki işaretlerden çıkartabiliriz düşmanın kim olduğunu. Düşman olgusu kişiselleştirilmekten, daha doğrusu ulusallaştırılmaktan çok kavramsal bir olgudur. Sanki bir doğal afettir. Öyle ki film kendini acındırma hissi vermeye çalışmaz. Düşmanın kimliği, stratejisi ve kararları tamamen soyutlanmıştır olaylardan.</p>
<p style="margin-bottom: 0cm;">Daha kesin konuşmak gerekirse “Shindler’s List” deki gibi bir Alman askeri balkondan Yahudi tutsaklara ateş etmez. Pearl Harbor’da ki gibi sinsi Japon generali görmeyiz. “Er Ryan’ı kurtarmak” da olduğu gibi gizliden gizliye Amerikalı askerlerin disiplinsiz davranışlarının altında yatan sebep olarak Almanlar’ın Yahudilere yaptıkları zulmün ip uçları yoktur. Düşman hakkında hiçbir söz söylenmez GoFF’da. Tek gördüğümüz gökyüzünden bombalarını bırakan uçaklardır.</p>
<p style="margin-bottom: 0cm;">Bana göre filmin ve temeli olan kitabın en eşsiz özelliği budur. Suçlamalardan, acındırmadan ve belki de en önemlisi propaganda yapmaktan uzak durarak iki kardeşin 2. Dünya savaşında başından geçenleri anlatır. Bu üç tehlikeli edebiyat alışkanlığından uzak durarak kültürel ve bireysel öz eleştiri yapmak sadece mükemmel bir tekniği değil aynı zamanda olgun ve objektif bir hayat bakışını da gerektirir.</p>
<p style="margin-bottom: 0cm;"><img class="alignleft size-medium wp-image-140" title="GoFF-scene2" src="http://www.cafebunka.com/wp-content/uploads/2009/11/hnh-300x180.jpg" alt="GoFF-scene2" width="300" height="180" /> Daha önce de belirttiğimiz gibi GoFF yazar Nosaka’nın yetersiz beslenmeden ölen kız kardeşine yazdığı yarı-biyografik bir özürdür. Eğer eserdeki öz eleştiriyi daha iyi anlamak istiyorsak bu gerçeği tekrar hatırlatmakta yarar var.</p>
<p style="margin-bottom: 0cm;">GoFF’da iki konuda öz eleştiri vardır. Birincisi Japon kültürü ve o zamanki savaş politikası, ikincisi de Seita’nın aldığı kararlar. Aslında Seita ve Japonya burada kader ortağıdır. Japonya üzerinden Seita, Seita üzerinden Japonya anlatılır. Her ikisi üzerinden diğerine gönderme vardır filmde. Japonya resmen bütün savaş gücünü kaybettiği halde bir türlü kayıtsız şartsız teslim olmayı kabul etmez. Japonlar’ın bu inadı iki atom bombası yemelerine ve 500.000 insanlarını hava saldırılarında kaybetmelerine neden olur. Japonya’nın onurunu korumak 500.000 insanın hayatına mal olur ve sonunda yenilirler. Aynı şekilde Seita’da teyzesinin yaptıklarını onuruna yediremediği için savaş gibi kıtlıklarla dolu bir zamanda küçük kız kardeşini alarak kullanılmayan bir sığınağa yerleşir. Açlığın ve kötü yaşam koşullarının yavaş yavaş kardeşinin hayatına mal olduğunu görse de kararından vazgeçip teyzesinin yanına dönmez Seita. Bunun sonucunda kendi kardeşinin cesedini yakıp küllerini küçük kızın elinden düşürmediği teneke şeker kutusuna koyar.  Gerçekten çok manidardır o sahne. Kardeşi Teyze’lerinin aşağılamalarına ve hakaretlerine maruz kalmamıştır ama sonunda kendini bulduğu yer ezik büzük bir şeker kutusudur.</p>
<p style="margin-bottom: 0cm;"><img class="alignright size-full wp-image-141" title="GoFF-candy box" src="http://www.cafebunka.com/wp-content/uploads/2009/11/candy-box.jpg" alt="GoFF-candy box" width="235" height="240" />Japonya’nın ve kardeşlerin bir başka metaforunu da şeker kutusunun üzerinde görürüz. Setsuko ilk önce kutunun içinde giderek azalan şekerler ile öğrenir kıtlığın, açlığın ve idareli yaşamanın ne demek olduğunu. Daha sonra şekerler bittiğinde kutu sığınağın içinde oyunla karışık aydınlatma amaçlı topladıkları ancak sabah olunca ölen ateş böceklerinin mezarı vazifesini görür. Gerek filmin adından, gerekse hikayedeki önemli temaların üzerlerine basarak yaptığı göndermeler ile şeker kutusu hem Japonya’yı temsil eder, hem de yavaşça tükenip halsiz düşen ve en sonunda ölüme boyun eğen kardeşleri. Japonya’da bir bakıma ateş böceklerinin mezarıdır çünkü. Amerikalılar Japon sanayisinin iş gücü olan sivilleri güçsüz düşürmek için kentlerin üzerine patlamayan ama içlerinde yanıcı bir tür yakıt bulunduran “Ateş Bombaları” yağdırırlar. Bombalar tıpkı birer ateş böceği gibi mezarları olan Japonya’nın üstüne düşerler. Küçük Setsuko da öldüğünde küçük şeker kutusu onun mezarı olur. Ancak kutunun ilk günkü parlaklığından eser kalmamıştır. Boyaları dökülmüş, yamulmuş tanınmaz bir hale gelmiştir. Filmin en başından en sonuna kadar kutu sürekli olarak gözümüzün önünden gelip geçer. Geçen zaman, ortamdaki ve karakterlerdeki değişiklikler kutu üzerinden izleyicinin hafızasına küçük göndermeler ile işlenir.</p>
<p style="margin-bottom: 0cm;">Filmde gördüğümüz sivil Japonlar da oldukça düşündürücüdür. Büyük kahramanlıklar gösteren, yardımsever insanlar görmeyiz. Aslında yıkımlar içinde aç kalmış bir ülkede bir insan nasıl olabilirse onlar da öyledir. Öncelikle kendilerini düşünürler. Açlıktan ölen iki tane çocuk elbette çok üzücüdür ama yapabilecekleri bir şey de yoktur. Seita da hayatta kalabilmek için toplumun onaylamadığı bir şey olan hırsızlık yapmıştır. Aslında elinden ne gelse yapacaktır ama ne yazık ki elinden hiçbir şey gelmez.</p>
<p style="margin-bottom: 0cm;">Seita’nın kararlarının eleştirisini Türkçe’ye çevirdiğim Takahata’nın röportajını okuyarak daha iyi anlayabiliriz. Ben de filmi ilk seyrettiğimde Seita’ya karşı oldukça büyük bir sempati beslemiştim. Aslına bakılırsa halen de besliyorum. Günümüzde, özellikle Batı toplumu anlayışında sürekli olarak “Güçlü Birey” kavramının propagandası ile yoğruluyoruz. Kendi başına buyruk hareket ederek, tek başına güçlü olan kahramanlar, patronlar, iş adamları, zenginler var vitrinde. Ancak savaş ortamında birey pek bir işe yaramıyor, para bir işe yaramıyor. Herkes herkese muhtaç ve bu muhtaçlık insanın aynı zamanda otoriteye boyun eğmesi, gururunu büyük ve kuru bir lokma gibi yutmasını ve özverilerde bulunmasını gerektiriyor. Seita’nın teyzesinden gördüğü davranış bize kabul edilemez gelebilir. Çünkü biz gururumuz ve bireysel özgürlüğümüze karşılık galiba hiçbir zaman hayatımızı ortaya koymak zorunda kalmadık…</p>
<p style="margin-bottom: 0cm;">GoFF dünyada benzeri olmayan, bir ulusun gururu yüzünden teslim olmayışının sonucunda uğradığı büyük yıkım hakkında bir öz eleştiridir. Tarihin en ölümcül kitle imha silahları altında bir düşman Başbakan’ın aldığı karar sonucunda binlerce insanını kaybetmiş bir ulusun düşmanı hiç suçlamadan onları bu yıkıma götüren süreçte hatayı kendilerinde araması bile başlı başına duygulandırıcı bir olgudur. Bugün Japonya’nın askeri alandaki pasif, kendini korumaya yönelik politikası elbette 2. Dünya savaşının getirdiği yıkımın bir ürünüdür. 1972 de Amerikan işgali sona erdikten birkaç yıl sonra Japon arabalarının Amerikan pazarında liderliğe oturmaları ve uzun yıllar boyunca Amerikan otomotiv sektörünü tükenme sınırına getirmeleri, şu anda dünyanın en büyük 3 ekonomisinden biri olmaları, teknolojide gösterdikleri liderlik işte bu özeleştiri kültürlerinde yatmaktadır. Gerçekten filmin son sahnesinde Seita ve Setsuko&#8217;nun hayaletleri bir bankın üzerine oturur ve Japonya&#8217;nın modern mimari silüetinden oluşan bir manzaraya bakarlar. Savaşta gururuyla ölen ve yenilgiyi bir türlü kabul etmeyen Japonların ruhu modern kentlerin arasında gezmektedir belki de hala.<img class="alignright size-medium wp-image-142" title="ww2" src="http://www.cafebunka.com/wp-content/uploads/2009/11/ww2-300x235.jpg" alt="ww2" width="300" height="235" /></p>
<p style="margin-bottom: 0cm;">Düşmanı suçlayarak, kendimizi acındırarak bir yerlere varamayacağımızı umarım bizde yakında anlarız ve değiştirebileceğimiz tek şey olan kendimizi eleştirerek hatalarımızı tekrar etmekten vaz geçeriz.</p>
<p style="margin-bottom: 0cm;">Kısa kısa:</p>
<p style="margin-left: 1.27cm; text-indent: -0.64cm; margin-bottom: 0cm;">- Japonya’da Amerikan kuvvetlerinin hava saldırılarının sonucunda 500.000 insan hayatını kaybetti. Bu sayının 300.000’ini siviller oluşturuyordu.</p>
<p style="margin-left: 1.27cm; text-indent: -0.64cm; margin-bottom: 0cm;">- Yalnızca Nagasaki’ye atılan atom bombasında ilk anda 70.000 insan hayatını kaybetti. Hiroshima ve Nagasaki’de daha sonra atom bombasının radyoaktif etkilerinden ölenlerin ve yaralananların sayısı hiçbir zaman tam olarak bilinemedi. Nagasaki’nin hedef olarak seçilmesinin sebebi işlek bir sanayi kenti olmasıydı.</p>
<p style="margin-left: 1.27cm; text-indent: -0.64cm; margin-bottom: 0cm;">- Amerikalılar’ın tarihte, Japonlar tarafından yazılmış “Kara Leke” olarak adlandırdıkları Pearl Harbor baskınında 2388 kişi hayatını kaybetti. Bunların 48 tanesi sivildi. Aynı saldırıda 1178 kişi yaralandı. Yaralananların 35’i sivildi.</p>
<p style="margin-left: 1.27cm; text-indent: -0.64cm; margin-bottom: 0cm;">- Japonlar Pearl Harbor baskınına 6 ayda hazırlandılar ve uçaktan bırakılan torpidoların normal derinlik gereksinimini 75 feet’den 45 feet’e düşürmeyi başardılar. Bu sayede sığ Pearl Harbor limanına demirlemiş gemileri batırabildiler.</p>
<p style="margin-left: 1.27cm; text-indent: -0.64cm; margin-bottom: 0cm;">- Tüm ikinci dünya savaşında Amerika 300.000 askerini kaybetti, 300.000 asker de yaralı verdi. Sivil kaybı hemen hiç olmadı.</p>
<p style="margin-left: 1.27cm; text-indent: -0.64cm; margin-bottom: 0cm;">- Japonya 2. Dünya Savaşı’nda 350.000’i sivil 1.750.000 asker 2 milyondan fazla insanını kaybetti.</p>
<p style="margin-left: 1.27cm; text-indent: -0.64cm; margin-bottom: 0cm;">- Adı pek anılmayan Rusya 2. Dünya savaşında 19 milyonu sivil, 9 milyon asker olmak üzere toplam 27 milyon insanını kaybetti. 18 milyon insanı yaralandı. Rusya’nın toplam insan kaybı o zamanki Danimarka, Norveç, Belçika ve Hollanda’nın toplam nüfuslarından daha fazlaydı. Stalingrad muharebesinde tüfeği olmayan Rus askerleri Alman ordusunun üzerine koşturuldular. Onlara tüfeklerini önden giden ölü Rus askerlerinden almaları söylendi. Kaçanlar arkadaki silahlı birlikler tarafından öldürülüyordu.</p>
<p style="margin-left: 1.27cm; text-indent: -0.64cm; margin-bottom: 0cm;">- İmparator Hirohito 9 Ağustos’da Sovyetler Birliği Japonya’ya savaş açtığında daha önce direttiği 4 şarttan vazgeçmiş, taht üzerindeki hakkı elinden alınmaması şartıyla müttefiklere barış isteğinde bulunmuştu. 12 Ağustos’ta amcası kabul etmezlerse savaşmaya devam edecek miyiz diye sorduğunda “Elbette” yanıtını vermiş. 14 Ağustos’da Japonlar “tek şart hariç” teslim olduklarında bazı ordu mensupları isyan etmişler.</p>
<p style="margin-left: 1.27cm; text-indent: -0.64cm; margin-bottom: 0cm;">- Teslim’den hemen sonra Hiroshima ve Nagasaki’ye giren 67.000 Amerikan askeri özellikle Nagasaki’de sağlıklarını tehtid eden aşırı dozda radyasyona maruz kalmışlar.</p>


<p>Related posts:<ol><li><a href='http://www.cafebunka.com/haber-isao-takahata-roportaji' rel='bookmark' title='Permanent Link: Hotaru no Haka; Grave of the Fireflies Isao Takahata Röportajı'>Hotaru no Haka; Grave of the Fireflies Isao Takahata Röportajı</a></li>
<li><a href='http://www.cafebunka.com/claymore-inceleme' rel='bookmark' title='Permanent Link: Claymore &#8211; İnceleme'>Claymore &#8211; İnceleme</a></li>
<li><a href='http://www.cafebunka.com/darker-than-black-kuro-no-keiyakusha-inceleme' rel='bookmark' title='Permanent Link: Darker Than Black (Kuro no Keiyakusha) İnceleme'>Darker Than Black (Kuro no Keiyakusha) İnceleme</a></li>
</ol></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.cafebunka.com/hotaru-no-haka-grave-of-the-fireflies-inceleme-yazisi/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>

