Mononoke-Hime. Bölüm2: Mononoke-hime’ nin felsefesi…
Mononoke-hime’ nin felsefesini anlamak için sorular soruyoruz. Dünyanın en eski hikayesinin anlatmak istediği şeyleri bulabilecek miyiz? Bulamayacak bile olsak deneyebiliriz…
Mononoke’nin bize sorduğu sorular ve bulduğumuz cevaplar… Mononoke-hime’ nin son bölümü…
Çok Önemli Not: Bu yazı ilk bölümün devam yazısıdır. İlk bölümü okunmadan okunmaması tavsiye edilir. İçinde eser ile ilgili pek çok spoiler vardır ve Anime’yi izlememiş olanlara tavsiye edilmez. Bu yazı eserin künye bilgilerini vermek amacı ile yazılmamıştır.
Bölüm 2: Mononoke-hime’ nin felsefesi
Merak etmeyin, bu yazı diğeri kadar uzun olmayacak. Çünkü Hayao Miyazaki’nin iki saatte görüntü ve hikaye ile anlatmaya çalıştığı felsefeyi ben yazarak anlatamam. Ama sorduğu soruların altını çizebilirim.
Space Odyssey 2001’i okuyanlar veya seyredenler bilirler, bir maymun topluluğu bir sabah siyah obsidian taşına benzeyen dikdörtgen bir obje ile karşılaşırlar. Biz objenin ön tarafında, tüm maymunları şaşırtan tarafında ne olduğunu görmeyiz. Daha sonra ilk defa bir maymun yerdeki bir kemik parçasını silah olarak kullanarak bir başka maymunu öldürür. Kemik parçası aynı zamanda güç ve otorite objesi olmuştur.
Princess Mononoke’nin anlattıkları da bundan çok uzak değildir. Aslında anlattığı konu pek de orjinal sayılmayacak bir konu olduğu halde anlatım benim bu konu üzerinde bu güne kadar gördüklerimin en iyisidir. Kutsal kitaplarda bile geçecek kadar çok kullanılmış bir konudur bu. Adem’in bilgi elmasını yemesiyle başlar, Kabil’in Abil’i öldürmesi ile devam eder. O günden sonra da insan soylarının yarısının Kabil’den, yarısının Abil’den geldiği söylenir.
İnsanın cennet bahçesinden kovulması ve her yeni jenerasyonunda cinayet bile işleyecek kadar çürümesi göz ardı edilecek bir olgu değildir. Daha da ilginci bu hikayenin Sümerliler zamanında şekillenmesidir. Bu konuda daha fazla bilgi almak isteyenler Burak Eldem’in Marduk ile Randevu kitabını okuyabilirler.
Kısacası insanın doğa ile olan savaşı zekasına kavuştuğu gün başlar. Kendisine ayakkabı yapar ve daha uzaklara gidebilir, daha uzaklara yayılıp orada üreyebilir. Kalın kıyafetleri ile daha yükseklerde yaşayabilir, ateşi kullanarak ısınabilir. Dağda maden açıp demiri işleyebilir. Ama sadece doğaya kafa tutmak değildir bu. Her bir icat bizi içinden çıkıp geldiğimiz doğadan uzaklaştırır da aynı zamanda. Ormanın Ruhu çocuklara anlatılacak bir masal olabilir ancak. Saçmalama canım, ormanın ruhu mu olurmuş? Bu söz sizin içinizde en ufak bir kırılma ve burkulma oluşturuyorsa işte daha halen geldiğiniz özden kopmamışsınız demektir.
Hikayenin baş Antagonisti hiç şüphe yok ki Lady Eboshi ve işin kötüsü genel geçer Anime kuralı olarak daha önce de belirttiğim gibi maalesef haklı. Elinde olsa tüm ormanı yok edip içindeki tüm hayvanlardan arındıracak. Çünkü biliyor ki eğer doğaya boyun eğerek yaşarsa hiç bir zaman kendisini özgür hissedemeyecek. Lady Eboshi’nin isyanı aslında insanın doğaya olan isyanıdır. Bu gün asansöre bindiğinizde, bir yere gitmek için arabaya bindiğinizde, aslında hiç yaşamıyor olmanız gereken bir soğukta ısınmak için odun yaktığınızda insanın doğaya olan isyanına siz de katılmış oluyorsunuz. O yüzden kimse kalkıp da Lady Eboshi’nin tereddütsüz duruşuna kötü, haksız veya saçma diyemez.
San ise Lady Eboshi’nin zıt kutbudur. Bir anlamda Ying’in Yang’idir. (Bkz anime klişeleri…) Hayvanların arasında büyüdüğü ve onların dilini konuşabildiği için insanın doğadan en az kopmuş en bakir halini temsil eder. Çok basit bir kaç aleti ve giysisi insanlığını gösteren yegane ip uçlarıdır.
Son olarak Ashitaka’nın pozisyonunu mercek altına alcak olursak onun durduğu yer tam ortadadır. Sürekli olarak bir oraya bir buraya yardım etmesinin sebebi budur. Hikayenin en başında onun yerleşik, tarımla uğraşan bir kasabadan geldiğini görmüştük. Tarım da dersini gördünüz ise bilirsiniz civilization demektir. Yani Ashitaka insanın doğadan kopmadan önceki son sınır karakolundadır.
San doğanın ona sundukları ile karnını doyurur. Lady Eboshi ise insanların ona sundukları ile daha da doğrusu demirden gelen paranın karşılığında insanların ona sundukları ile. Ashitaka ise hala kendi ekmeğini kendisi topraktan çıkartmaktadır. Meslek sınıfları kemikleşerek oluşmamıştır henüz küçük köyünde. Yarı insan, yarı hayvan gibi, diğer insanlarında yardımı ile, tarım bilgisi, haydi daha kolay olsun ilkel bir teknoloji yardımı ile hayatta kalır ve kendisini o son kopuşa sürükleyecek olan öfke ve nefret lanetine yavaş yavaş yaklaşmaktadır.
Irontown’a erzak taşıyan konvoy oraya aksiyon diye konmamıştır. Kurtların oraya saldırması tesadüf değildir. Eğer yemek o konvoy ile oraya ulaşamaz ise o zaman oradaki insanlar aç kalır. O zaman da yemeklerini çıkarttıkları demir ile alamazlar. O zaman da tekrar doğaya dönmeleri gerekir ve doğanın ona sundukları ile yetinmek zorunda kalırlar. Eğer dağ başında doğa onlara bir şey sunamazsa o zaman bu dağda yaşayamaz, madeni işletemezler ve buradan gitmek zorunda kalırlar. Böylece demir top da olmaz, öfke ve nefretin gazabında kavrulan tanrılar ve insanlar da…
İnsanın yaşayabilmesi için insana muhtaç olması, yemeğini bir başka insandan alması güç ve otoriteyi oluşturur. Güçlü olmak için zengin olması gerekir, zenginlik için de otorite ve silah olmalıdır elbette… Bu döngüyü uzun uzun anlatmama gerek yok, sanırım herkes ne olduğunu biliyordur. Ancak işte gözümüzü bürüyen öfke ve nefret buradan gelir… Daha fazlasını istememizin, bunun için hemcinsimizi öldürmemizin nedeni budur. Askerlerin köylüleri kırıp geçirdiğini bu yüzden görürüz hikayede. Ashitaka’nın aldığı her canda bu yüzden daha da fazla yayılır kolundan vücuduna laneti…
Sadece insanın doğaya karşı mücadelesi üzerine değildir Princess Mononoke… Aynı zamanda birbirimizi delirmişçesine katletmemizin, gözümüzü karartan hırs, öfke ve nefret nöbetlerinin, kısaca çektiğimiz ızdırabın da sebebini anlatır. Burada bahsettiğimden çok daha fazla soru sorar izleyicisine… Neden kadınlar Irontown’u hiç terk etmez, neden çalışan kadınların eski meslekleri dünyanın en eski mesleğidir? Neden Lady Eboshi kadınların da taşıyabileceği tüfekler yapmak ister? Lady Eboshi’ nin neden gizli bir bahçesi vardır? Adem’e cennet bahçesinde bilgi elmasını veren Havva’ya bir gönderme midir bu? Silahları neden cüzzamlılar yapar? Elbette daha pek çok soru vardır cevaplanması gereken… ve inanın hiç biri oraya tesadüf eseri konmamıştır. Miyazaki’nin dehası, insanlık tarihinin bu en eski fenomeninin her boyutuna bir gönderme yapar.
Princess Mononoke’nin fikri belki çok orjinal bir fikir değildir ama anlatımı tek kelime ile mükemmeldir ve işte bu yüzden bir insan “deha” kelimesi ile onurlandırılır…
Son sözü de en iyisi Tatarigami’ye bırakalım.
Şeytan (Demon)/ Tatarigami: Sizi iğrenç küçük yaratıklar. Yakında hepiniz nefretimi hissedeceksiniz. Ve çektiğim ızdırabı siz de çekeceksiniz.
Dip not: Princess Mononoke aynı zamanda dublajın en mükemmel örneğidir. Ben de dublajdan nefret ediyor olsam da bir türün en iyi örneğini görmek için bile seyredilmesi gerekir. Neil Gaiman’ın önderliğindeki dublaj ekibi animasyon üzerinde konuşmalara uyması için ağız hareketlerine manipilasyon da yapmıştır.